BAL VE BALDA KALİTE
Veteriner Hekim A.Turan ERDOĞDU
Bornova Veteriner Kontrol ve Araştırma Enstitüsü
Türk gıda kodeksine göre bal: Bal arılarının çiçek
nektarlarını; bitkilerin ve bitkiler üzerinde
yaşayan bazı canlıların salgılarını topladıktan
sonra, kendine özgün maddelerle karıştırarak
değişikliğe uğratıp, bal peteklerine depoladıkları
tatlı maddeye denir.
Balın kaynağı: Çiçeklerin özellikle çiçek toz
keseleri etrafındaki nektar bezlerinin, ayrıca
bitkilerin yapraklarında, yaprak saplarında ve
situplarında salgılanan şekerli sıvıya nektar denir.
Balın kaynağı olan nektar suda erimiş özümlenir
duruma gelmiş şekerden başka bir şey değildir. Bal
arılarının dönüştürdükleri bitki özsuları şunlardır;
-Çiçeklerin salgıladıkları sıvı bal özü,
-Bazı bitkilerin çiçek açma sırasında salgıladıkları
şekerli sıvı,
-Bazı ağaçların yapraklarının sızdırdığı şekerli
sıvı,
-Yaprak bitleri gibi bazı ufak böceklerin yaprak
üzerine salgıladıkları tatlı sıvı,
Bal arıları buralardan emdikleri şekerli özsuları
bal keselerinde, sindirim suları ile karıştırarak
işleyip kuluçka zamanında yemek üzere kovanlardaki
balmumundan doğal veya yapay peteklere getirip
püskürtürler. Arıların bu püskürttükleri bal sulu
olup kovanlardaki ısı ve arıların kanat
çırpmalarından ileri gelen hava değişmesi ile suyunu
yitirir. Çeşitli bitki türlerine göre değişmek üzere
% 30-70 oranında su ihtiva eden nektar, bal haline
dönüştüğünde koyulaşır ve su miktarı %17-18’e düşer.
Bileşimindeki arıdan gelen enzimlerin etkisi ile bal
olgunlaşır. Sakaroz, glikoz ve früktoza ayrışır.
Isıtılmamış ballarda bu ayrışım depolama sırasında
da çok yavaş olarak devam eder.
Bal genel olarak salgı (ifrazat) ve çiçek (nektar)
balı olarak ikiye ayrılır. Salgı balları bitki veya
böcek salgılarından çiçek balları ise çiçeklerin
nektarlarından elde edilir.
BALIN SINIFLANDIRILMASI
Arıların yararlandığı kaynaklara göre ballar
a) Çiçek balı (saf nektar balı) :
Bal arısının bitkilerin çiçeklerinden topladığı
nektar veya bal özü denen tatlı suları
vücutlarındaki özel bezlerden salgılanan maddelerle
karıştırarak zenginleştirmesi ve peteklerde
olgunlaştırması sonucu doğal bal veya çiçek balı
(nektar balı) elde edilir. Nektarın toplandığı
çiçeğin tadı balın aromasında hissedilir. (Portakal
çiçeği balı, ıhlamur çiçeği balı, yonca balı, vb.
gibi)
b) Salgı balı :
Ihlamur, meşe, erik, çam ağacı gibi bitkilerin
yapraklarının sızdırdıkları şekerli sıvı ile yaprak
bitleri, gibi bazen ufak böceklerin yapraklar
üzerine salgıladıkları tatlı sıvıdan meydana gelen
“salgı balı” olarak adlandırılmaktadır.
Bir başka tanıma göre salgı balı, genellikle orman
ağaçları üzerinde yaşayan böceklerin tatlı
salgılarının arılar tarafından toplanmasıyla oluşan
baldır.
c) Besleme bal :
Bazı balcılar fazla çiçek bulunmayan yerlerde
kovanların çevresine kaplar içinde şerbet gibi tatlı
çözeltileri dizerek arıları bunlarla beslerler, bu
şekilde beslenmiş arıların yaptıkları doğal olmayan
ballara “besleme bal” denilmektedir. Böyle balların
tadı yavan, renkleri açıktır (beyaz veya uçuk sarı)
Sakaroz miktarı yüksek (%10 ‘dan fazla) olur. Yüksek
sakaroz miktarı, şekerle beslenmeye işaret olabilir.
Tüketime Sunuş Şekillerine Göre Ballar
a) Petekli Bal:
Petek içinde bulunan ve hiçbir yabancı madde
içermeyen gümeç ağızları sırlanmış ve gümeçleri
bozulmamış doğal bala “petekli bal” denilmektedir.
b) Süzme Bal :
Çeşitli yöntemlerle petek gözlerinden dışarıya
çıkarılıp kaplara konduktan sonra ya makinada
çevirme suretiyle ya da dinlendirilip süzülerek
çıkarılan bala “süzme bal” adı verilmektedir.
c) Pres Balı :
Petekli balın oda sıcaklığında veya 45 dereceye
kadar hafifçe ısıtılarak basınç altında enzimlerini
yitirmeyecek biçimde 45 derecenin altında
sızdırılmasıyla elde edilen bala “pres balı”
denilmektedir. Pres balının (baskı balı) kalitesi
düşüktür.
Yapay Bal: Doğal bal olmadığı halde, sakarozun az
veya çok inversiyonu ile nişasta şekeri veya şurubu
katarak veya katmaksızın, yapay olarak
kokulandırılmış veya boyanmış, kıvam, görünüş, koku
ve tadı doğal bala benzeyen ürünler olarak
tanımlanmaktadır.
Zehirli Bal: Arıların orman gülü ve datura gibi
bitkilerden aldıkları zehirli maddelerden meydana
getirdikleri bal ise “deli bal” veya “zehirli bal”
olarak adlandırılmaktadır. Zehirli bal yiyen
insanlarda çoğunlukla, baş dönmesi, bulantı, görme
zorluğu, uğultu, terleme, baygınlık ve güçsüzlük
gibi bozukluklar göze çarpmaktadır.
BALIN FİZİKSEL (ORGANOLEPTİK) ÖZELLİKLERİ
a) Balın rengi:
Bal, genellikle saydamdan başlayıp koyu kırmızıya
kadar, sarı, kehribar, kahverengi yeşilimsi ve
kırmızımsı renklerde olmaktadır. Ballar renklerine
göre; su beyazı, ekstra beyaz, ekstra açık amber,
koyu renk olarak dört gruba ayrılmaktadır. Bala renk
veren maddeler klorofil, karoten, ksantofil ve
bileşimi bilinmeyen sarı ve yeşil rengi meydana
getiren bitki pigmentleridir.
1930 yılında Yeni Zelanda ‘da Thomson adlı bir
araştırmacı, balın rengi ile kimyasal bileşimi
arasındaki ilişkiyi incelemiş ve koyu renkli
ballarda amino asit ve şeker miktarı ile mineral
maddelerden özellikle demir, bakır, manganez
miktarlarının fazla olduğunu ve baldaki mineral
maddeler arttıkça rengin koyulaştığını bildirmiştir.
Von Fellenberg ve Rusrecki, balın rengini su ve
lipidlerde çözülebilir fraksiyonlara ayırmışlar,
lipid fraksiyonundaki karotenoidlerin balın
renginden geniş çapta sorumlu olduklarını ve
bunların karotenle özdeş olmadıklarını ortaya
koymuşlardır.
b) Balın Lezzet ve Aroması:
Her balın kendine özgün bir tadı vardır, dikkatle
tadılırsa birçok lezzetler hissedilir. Bin bir
çiçekten yapılan bir kovanda bile birkaç çeşitte bal
olabilir.
Nelson narenciye balının kendine özel belirgin
lezzetinin methyl anthranilate’dan ileri
gelebileceğini vurgulamıştır.
Maeda ve arkadaşları yaptıkları çalışmada balın
lezzetinin früktoz, glikoz, glukonik asit ve prolin
birleşiminden ileri geldiğini öne sürmüşler ve bu
bileşiklerin baldaki şekerlerin, organik asitlerin
ve amino asit fraksiyonlarının ana maddeleri
olduğunu bildirmişlerdir.
Balın aroması değişik çiçeklerin nektarında bulunan
karakteristik esterlere göre değişebilmektedir.
Baldaki aromanın asıl maddeleri esterler,
aldehitler, ketonlar, alkoller ve serbest
asitlerdir. Bu maddeler arasında en geniş yeri
alkoller almaktadır. Aroma maddeleri daha çok
hammadde olan nektardan gelirken, nektar hangi
bitkilerden toplanmış ise o bitkinin aromasını bu
balda hissetmek mümkündür.
c) Balın Kokusu :
Bal, içindeki polene bağlı olarak özel bir kokuya
sahiptir. Bala diketon gibi bir diasetol doğal
kokusunu veren maddenin siyah birada bulunan
maddeler olabileceği ileri sürülmüştür. Balın kokusu
ağza alınıp yenilirken hissedilir. Çok ısıtılan
ballar aroma maddelerinin büyük bir kısmını
kaybederler. Bal, şiddetli kokan bir maddenin
yanında saklanırsa o maddenin yabancı kokusunu da
çekebilme özelliğine sahiptir. Genellikle koyu
renkli ballar açık renkli ballardan daha keskin
kokulu ve daha asitlidirler.
d) Balın Viskozitesi:
Viskozite, akıcılığa karşı koyma özelliği olup
arıcılıkta bünye kelimesinin karşılığıdır. Ağır
bünyeli bir balın akıcılığı yavaş, yani viskozitesi
yüksek olmaktadır. Viskozitesi yüksek olan kıvamlı
balların süzme esnasında petek gözünden güçlükle
çıktığı, boşaltma ve bal kaplarının temizlenmesinin
güç olduğu bildirilmiştir.
Koyu renkli, yavaş akan, sıkı yapılı balların
viskozitesi yüksek; açık renkli, gevşek yapılı
balların ise viskozitesi düşüktür. Balın
viskozitesinin 2,652-2,914 arasında olduğu
belirtilmiştir.
e) Balın Kıvamı :
Balın kıvamını nektarın alındığı bitki çeşidi
etkilemektedir. Balın duru veya bulanık olması;
içindeki hava kabarcıkları, su oranı ve kolloid
maddelerin fazla veya az olmasına bağlıdır. Bala
uygulanan işlemler sırasında hava kabarcıkları fazla
olursa bal daha berrak olur. Sıcak bölgelerde ve
hafif kumlu topraklarda yetişen bitkiler koyu
kıvamında bal meydana getirirken, yayla ve dağlık
bölge çiçeklerden yapılan ballar daha akıcı olup
lezzet ve aroma bakımından da üstündürler.
f) Balın Özgül Ağırlığı:
Balın özgül ağırlığı, içerisindeki su miktarı ve
sıcaklığa bağlı olup, 20 derecede ölçüldüğü zaman
l,41-l,45 gram/santimetreküp arasında değişmektedir.
Balın özgül ağırlığı ortalama olarak l,4225
gram/santimetreküp tür.
g) Balın Kırılma İndisi:
20 derecede refraktometre ile ölçülen bir
özelliktir. Balın bu özelliğinden faydalanarak
içerisindeki rutubet miktarı tayin edilmektedir.
Yeteri kadar bal numunesi refraktometrenin prizma
yüzeyleri arasına konur; alet kullanma talimatına
göre kapatılır, gerekli su bağlantıları ile
numunenin konulduğu bölgenin sıcaklığı 20 dereceye
ayarlanır ve balın optik kırılma indisi okunur.
h) Balın Higroskopik Özelliği:
Bal, higroskopik bir madde olup, bulunduğu ortamdaki
havanın nemini çekme özelliğine sahiptir. Balın
havadan nem alması, onun özel yapısına, şeker
oranına ve içerisindeki su miktarına bağlı olarak
değişmektedir.
I) Balın Işığı Döndürmesi (Polarizasyonu) :
Balın polarize ışığı çevirme yönü ve miktarı bal
çeşitlerine göre değişmektedir. Çiçek balları
polarize ışığı sola, salgı balları ise sağa
çevirdiğinden bu özellikten faydalanarak balın salgı
balı olup olmadığı anlaşılabilmektedir.
Normal ve olgunlaşmış baldan hazırlanan taze
solüsyonlar polarize ışığı sola çevirirken, sakarozu
fazla yani olgunlaşmamış veya tağşiş edilmiş ballar
ile dekstrince zengin olan bal özü ise polarize
ışığı sağa çevirirler. Sakarozdan yapılmış suni
balın tespitinde balın bu özelliğinden
faydalanılmakta ve bu tespit sakkarometre ile
yapılmaktadır.
i) Balın Kristalizasyonu:
TS. 3036’ya göre kristalizasyon “içindeki dekstrozun
tanecikler haline
gelmesi sonucu balın akıcılığını az veya çok
kaybetmesi olayı olarak tanımlanmakta ve balın bir
özelliği olarak belirtilmektedir.
Balların büyük bir kısmı kristalleşmeye eğilimlidir.
Bu eğilim, balın içerdiği su, dekstroz ve levüloz
şekeri oranlarına ve sıcaklığa bağlı olarak
değişebilmektedir. Kristalizasyon üzerinde balın
elde edildiği bitki kaynakları da etkili olmaktadır.
Özellikle “hindiba” gibi bal çeşitlerinde 68
derecede ’de 1 dakika veya 54 derecede 3 saat
süresince işleme tabi tutulduklarında içerisindeki
mayalar tahrip olmakta ve ekşime önlenmektedir.
Isıtma çoğu zaman 60-65 derecede yapılmaktadır.
Isıtma işleminin sonunda bal kısa süre içerisinde
soğutulmalıdır.
j) Balın Kristalizasyonuna Etki Eden Faktörler:
1) Baldaki şekerlerin oranı:
Kristalizasyonun hızı baldaki glikoz, früktoz
oranına ve su miktarına bağlı olarak değişmektedir.
Genel olarak baldaki früktoz miktarı glikozdan
fazladır. Eğer glikoz miktarı früktoza yaklaşırsa
bal çabuk, aradaki fark büyürse geç
kristalleşmektedir. Olgunlaşmamış balda sakaroz
fazla glikoz daha az olduğu için kristalizasyon
yavaş olurken olgunlaşmış ballarda ise daha az
miktarda sakaroz bulunmaktadır. Früktozun glikoza
oranı l,0-l,2 arasındayken kristalleşme hızlı
olurken, bu oran l,3 veya daha yüksek olduğunda
kristalleşme gecikmektedir.
2) Glikoz/Su Oranının etkisi:
Genel bir kural olmamakla birlikte
“Glikoz/Su=l,70”ve daha küçük değerlere sahip olan
ballar hiç kristalize olmamakta, “Glikoz/Su=2,10”
Ve üzerindeki değerlere sahip olanlar ise çabuk
kristalize olmaktadır.
3) Isının etkisi:
Kristalizasyon 5-7 derecede başlamakta daha düşük
derecede kristalizasyon gecikmektedir.
Kristalizasyonu önlemek için değişik yollar
önerilmektedir. Bunlardan en çok kullanılanlar, ısı
uygulaması ve şoklamadır. Son zamanlarda deneme
aşamasında olan ultrasonik dalga ve homojenizasyon
gibi metodlar da önerilmektedir. Yasal düzenlemelere
gereksinim duymakla beraber kimyasal koruyucular
kullanılması da kristalizasyonun önüne geçmektedir.
4) Alet-Ekipmanın Etkisi:
Kristal hücresi teşekkülünden sakınmak için pratikte
kullanılan cihazların ve boru sistemlerinin,
kullanım haricinde devamlı olarak bal
kalıntılarından temizlenmiş halde tutulmasına dikkat
edilmelidir. Cam kavanozların, kapakların veya özel
ambalajların da balın doldurulması sırasında tozsuz
ve tamamen kuru olmaları gerekmektedir.
BALIN KİMYASAL ÖZELLİKLERİ
Balın kimyasal bileşimi birçok etkene bağlı olarak
değişiklik göstermektedir. Bu etkenlerin en önemlisi
nektar ve salgının doğal bileşimidir. Ayrıca iklim
koşulları ve arının bal yapma özelliği de balın
kimyasal bileşiminde etkili olmaktadır.
Kimyasal bileşimi bakımından bal, früktozu fazla
olan, koyu, indirgen, şeker sulu çözeltisi gibi olup
içinde az miktarda sakaroz, dekstrin, azotlu
maddeler, enzimler, anorganik kokulu ve boyar
maddeler, uçucu yağlar, organik asitler, mumlar,
polen taneleri ihtiva etmektedir.
Balın kimyasal bileşimi için genel değerlendirme
olanağı sağlayan ortalama değerler verilebilirken
kaynağın salgı veya nektar oluşuna göre de bu
değerler değişmektedir.
Aşağıdaki tabloda White ve arkadaşları tarafından
yapılan analiz sonuçlarına göre nektar ve salgı
kaynaklı balların ortalama kimyasal bileşimleri
verilmektedir.
Nektar ve Salgı Kaynaklı Balın Ortalama Kimyasal
Bileşimi
|
Özellikler |
Nektar Kaynaklı Bal |
Salgı Kaynaklı Bal |
|
Nem |
% 17,20 |
%16,30 |
|
Früktoz |
% 38,19 |
%31,80 |
|
Glikoz |
% 31,28 |
%26,08 |
|
Sakaroz |
% 1,31 |
%0,80 |
|
Maltoz |
% 7,31 |
%8,80 |
|
Yüksek Moleküllü Şekerler |
% 1,50 |
%4,70 |
|
Diğer Maddeler |
% 3,10 |
%10,10 |
|
PH |
3,90 |
4,45 |
|
Toplam asitlik(meq/kg.) |
29,12 |
54,88 |
|
Kül |
% 0,169 |
0,73 |
|
Nitrojen |
% 0,041 |
0,100 |
|
Diastas Sayısı |
20,80 |
31,90 |
Tablo incelendiğinde, toplam Karbonhidrat oranı
nektar balında %79,59, Salgı balında %72,18 olarak
bildirilmiştir.
Balcı tarafından yapılan bir araştırmada yerli
mallarımızda nem oranı %15,2-18,0, sakaroz oranı
%0,55-8,08, invert şeker oranı %64,9-78,0 olarak
verilmiştir.
Şengonca tarafından yapılan başka bir araştırmada,
yine yerli ballarımızda nem oranı %13,91-17,43,
çeşit ortalamasına göre sakaroz oranı %0,64-8,05,
invert şeker oranı %56,24-76,78 olarak tespit
edilmiştir.
Balda rutubet miktarı :
Balın tipik tatlılık ve sağlığa uygunluğunu sağlayan
şekerler yeteri kadar yüksek konsantrasyonda
olduğunda fermantasyon başlamamaktadır. Su oranı
%18,5 ve daha yüksek olduğunda fermantasyon
şekillenirken bu değerin altında olduğunda normal
şartlarda fermantasyon ihtimali de azalmaktadır.
Fermantasyon sonucu oluşan asetik asit ve
Karbondioksit balın tadını ve rengini bozduğundan
ballardaki maksimum su oranı %21 olarak tespit
edilmiştir.
Genel olarak dağ balları, ova ballarından daha az
nem içerirken fazla nem balın olgunlaşmadığını ya da
dışarıdan su katıldığını göstermekte, bu da balın
yüzey mayalanması tehlikesini doğurmaktadır.
Baldaki Karbonhidratlar :
Bal karbonhidratlı bir madde olup katı maddesinin
%95-99,9 unu şekerler teşkil etmektedir. Balda en
fazla früktoz ve glikoz bulunmakta ve bala tadını
veren bu iki monasakkaridin (basit şekerin) bitki
özsularında fazla miktarda bulunan sakarozun
invertaz enzimi ile inversiyonu uğraması sonucu
meydana geldiği bilinmektedir.
Balın tatlılık, nem kapma, enerji değeri ve diğer
fiziksel özellikleri bu iki şekerden ileri
gelmektedir. Genelde bütün ballarda früktoz miktarı
fazla iken kolza (Braspicanapus) ve karahindiba
çiçeği (Taraxacum afficinale) gibi bazı bitkilerden
elde edilen ballarda glikoz oranı daha yüksek
olmaktadır. Geri kalan karbonhidratların büyük
kısmını iki veya daha fazla früktoz ve glikoz
molekülünden oluşan oligosakkaritler ve az miktarda
polisakkaritler oluşturmaktadır.
Yapılan pek çok analizlerin ortalaması olarak çiçek
balında %70-80 invert şeker, eser miktardan %5 e
kadar varan oranlarda sakaroz, %7,3 indirgen
disakkaritler (Maltoz, İzomaltoz ve diğerleri) ve
%1,5 oranında dekstrin bulunmaktadır. Salgı balı ise
çiçek balına göre daha düşük invert şeker (%60-70)
ve daha yüksek oranda sakaroz(%5-10) ihtiva ederken,
indirgen disakkarit ve dekstrin miktarları ise çiçek
balı ile yaklaşık aynı orandadır.
Çeşitli araştırmalara göre balda sakaroz, maltoz,
izomaltoz, nigeroz, turanoz, kojibiyoz, melibiyoz,
laktoz, galaktobiyoz, gibi disakkaritler; rafinoz,
melezitoz gibi oligosakkaritler bulunmaktadır.
Yüksek sakaroz miktarı (%8 ve üzerinde) arıların
fazla şekerle beslenmesi ile ilgilidir. Bunun
sonucunda, mat renkli tanımlanamayan bir tatta ve
kokuda bal oluşur. Sakaroz miktarının belli bir
limitte tutulmasının ana amacı, arıların şekerle
beslenmesi ile bal üretiminden vazgeçirmek veya
sonradan balın direkt olarak sakaroz ile
karıştırılmasını önlemektir.
Sakarozun baldaki miktarı, balın olgunlaşma
derecesine ve nektarın bileşimine göre değişirken,
çok erken hasat edilen olgunlaşmamış ballar fazla
miktarda sakaroz ihtiva ederler.
Baldaki Enzimler :
Bal enzimler bakımından oldukça zengindir. Başlıca
bilinen bal enzimleri amilaz (diastaz), invertaz(sakkaraz),
katalaz, fosfataz ve ayrıca askorbik asit ile
glikozu yükseltgeyen glikosazidaz enzimleridir.
Enzimlerin bir kısmı nektardan ve yaprak bitlerinin
yaprak üstünde bıraktıkları salgıdan, büyük bir
kısmı ise arıların tükürük bezi salgılarından
meydana gelmektedir.
Baldaki amilazlar, alfa amilaz ve beta amilaz olmak
üzere iki gruba ayrılır. Alfa amilaz nişastaya etki
ederek alfa 1,4 glikozit bağlarını parçalar,
dekstrin ve çok az miktarda maltoz oluşur. Uzun
süreli etkime sonunda dekstrin maltoza ve izomaltoza
parçalanır. Beta amilaz ise polisakkaritlerin
indirgen olmayan ucundan her defasında bir maltoz
birimini oluşturmak üzere alfa-1,4 glikozit
bağlarını hidrolizler.
Alfa amilazın uygun değer pH’ı 22-30 derecede 5 ve
45-50 derecede 5,3 olarak belirlenmiştir. Beta
Amilazın uygun değer pH’ı ise söz konusu
sıcaklıklarda 5,3 bulunmuştur. Buna göre bal
diastazının uygun değer pH’ın 5,3 olarak kabul
edilmiştir. Yapılan araştırmalarda bal amilazının
kaynağının arı olduğu tespit edilmiştir.
İnvertaz (Sakkaraz) enzimi, nektarın bala
dönüşmesindeki kimyasal değişikliklerin çoğundan
sorumlu olup, nektardaki sakarozun früktoz ve
glikoza çevrilmesini sağlamaktadır. İnvertazın,
früktoinfertaz ve glikoinvertaz olmak üzere iki
genel tipi vardır. Bunlar değişik aktiviteye
sahiptirler.
Önemli bal enzimlerinden olan glikozoksidaz, glikoz
üzerine etki ederek hidrojen peroksit ve
glikonolaktan oluşturmaktadır. Balın antibaktariyel
etkisi de oluşan hidrojenperoksitten
kaynaklanmaktadır. Burada meydana gelen asit bal
için koruyucu görev yaparken yine balda bulunan
katalaz enzimi de hidrojenperoksidi oksijenli suya
dönüştürmektedir.
Isı, invertaz ve amilazın aktivitelerini olumsuz
yönde etkilemektedir. Isı ile bu enzimlerin
etkinlikleri azalırken, hidroksimetilfurfural (HMF)
içeriği artmaktadır. Enzim etkinliği taze, saf
ballarda bile oldukça geniş sınırlar içinde
değişiklikler göstermektedir. Gıda maddeleri
tüzüğüne göre amilaz sayısı (Diastaz sayısı) 8’den
az olmakla birlikte 40 derecede 1 saatte l gram
baldaki enzim tarafından hidrolize edilebilen %1’
lik nişasta çözeltisinin mililitresi olarak
tanımlanmaktadır.
Baldaki Asitler :
Balda en fazla bulunan asit komponenti glikozoksidaz
enziminin faaliyeti sonucu meydana gelen glikonik
asittir. Diğer asitlerin kaynağı pek
bilinmemektedir. Balın asitliği mikroorganizmalara
karşı stabilitesini arttırırken, arılar bala formik
asit ilave ederek balın olgunlaşmasına yardım
ederler.
Balın düşük pH değerinden sorumlu olan asit
miktarının, bal gözleri sırlanmadan önce arıların
iğnesinden bu gözlere enjekte ettikleri formik
asitten ileri geldiği bildirilmiştir.
Ballar genelde asidik reaksiyon gösterip, pH 3,5-5,5
arasındadır. Balda yüksek asit değerinin tespit
edilmesi, zamanla fermantasyona uğradığını, sonuçta
alkolün bakteriyel etkilerle asetik aside
dönüştüğünü göstermektedir.
Bal içerisinde asetik, bütirik, sitrik, formik,
laktik, malik, süksinik, glikonik, oksalik, kaprik,
tannik, tartarik ve valerik asitler bulunmaktadır.
Glikonik asit hariç balda bulunan diğer asitlerin
kaynağı kesin olarak bilinmemektedir.
Balın asitlik derecesi, malik asit cinsinden
hesaplanmış, genellikle %0,1-0,4 arasında değiştiği
görülmüştür. Asitliği %0,4’ten fazla olan ballar
şüpheli ve sakıncalı olarak belirtilmiştir.
Baldaki Proteinler :
Azotlu maddeler, çiçek ballarında yaklaşık olarak
%0,3 , salgı ballarında ise %1 civarındadır. Çiçek
ballarında azotlu maddelerin yüksek çıkması, salgı
balı ile karıştırıldığını göstermektedir. Balda
proteinlerin belirlenmesi, doğal veya yapay olup
olmadığı açısından ve beslenme yönünden önem
taşımaktadır.
Balda yaklaşık olarak 15 aminoasit saptanmıştır.
Tirosin ve triptofan koyu renkli ballarda
bulunurken, açık renkli ballarda tespit
edilmemiştir. Ballarda miktar yönünden sırası ile en
fazla prolin, lisin ve glutamik asit olduğu
bildirilmiştir. Bunları histidin, arjinin, treonin,
serin, glisin, valin, metionin, lösin, alanin,
fenilalanin izlemektedir.
Baldaki Vitaminler :
Eskiden bal içerisinde vitamin olmadığı veya çok az
bulunduğu düşüncesi hakim iken son yıllarda yapılan
kimyasal ve biyolojik araştırmalar sonucunda balda
çeşitli vitaminlerin bulunduğu tespit edilmiştir.
Balda A vitamini bulunmazken, B grubu vitaminler (
B1 , B4 ) ile C, E ve K vitaminleri bulunmaktadır.
Ballarda çeşitli miktarlarda olmak üzere tiamin,
riboflavin, askorbik asit, niasin, biyotin ve folik
asit belirlenmiştir.
Watt ve Merril yaptıkları araştırmada balda B1
vitaminini eser miktarda, B2 vitaminini 0,4 mg/kg, C
vitaminini ise 10 miligram/kilogram düzeyinde
bildirmişlerdir.
Baldaki Mineral Maddeler :
Balda mineral madde miktarı %0,02 - %1,0 arasında
değişiklik göstermektedir. Bal içerisinde en fazla
potasyum, kalsiyum, fosfor ve daha az miktarlarda da
sodyum, klor, kükürt, magnezyum, silis, mangan,
bakır, iyot demir ve çinko bulunmaktadır.
Mineral madde açısından, balın iyi bir kaynak
olmadığı bilinmektedir.
Baldaki Diğer Maddeler :
Yukarıda belirtilenlere ek olarak balda ısı etkisi
sonucunda hidroksimetilfurfural oluşurken, ayrıca
bazı toksik maddeler, lipitler, karboniller,
esterler ve biyolojik aktivite gösteren
mikroorganizmalar da (özellikle maya sporları)
bulunabilmektedir.
*** HİDROKSİMETİL FURFURALIN TANIMI VE BALLARDAKİ
ÖNEMİ :
HMF, ısı işleme sonucu indergen şekerler ve
aminoasitler arasındaki tepkime ile oluşan ve birçok
mamulde aşırı ısı uygulamasını önlemek için miktarı
sınırlanan bir bileşiktir. Bu sınır balda en çok 40
miligram/kilogram dır.
Bir başka tanıma göre pişirme yada siterilizasyon
esnasında gıdalara uygulanan ısı işlemeleri sonucu
indirgen şekerlerin, aminoasitlerle oluşturduğu ve
enzimatik olmayan “Maillard reaksiyon” neticesinde
oluşan en temel ana üründür. HMF’nin sitotoksik,
genotoksik ve tümörijenik etkileri olduğu tespit
edilmiştir. HMF işlem sırasında ısıltılmakla
oluştuğu gibi uzun süre bekletilen ballarda da
zamanla oluşabilmektedir.
Balda HMF oluşumu PH, sıcaklık, ısıtma süresi ve
şeker konsantrasyonuna bağlı olduğundan balın
kalitesini belirlemede kullanılan en önemli
kriterlerdendir.
HMF taze ballarda az miktarda bulunur. Balın uzun
süre depolanması ve yüksek sıcaklıkta ısıtılması
sonucu bu oran 30-40 miligram/kilogram a yükselirken
bazen bu sınırları da aşabilmektedir. Bu oranın l50
miligram/kilogram dan büyük olması bala invert şeker
katıldığının bir belirtisidir.
Bal eldesi sırasında süzme işlemini kolaylaştırmak
ve kristalleşmeyi geciktirmek için ısı işlemi
uygulanmaktadır. Bu da diastaz aktivitesinde
azalmaya sebep olur. Bu durum balın tağşiş edildiği
ya 55 derecenin üstünde ısı işlemi uygulandığını
belirtisidir. Artı 4 derecede muhafaza edilen
balların HMF miktarlarındaki artışların çok düşük
oranlarda olduğu tespit edilmiştir.
KİMYASAL ÖZELLİKLER ARASINDAKİ İLİŞKİLER:
- HMF değerinin kül oranıyla ters yönlü ilişkisi
vardır.
- Baldaki şeker oranı arttıkça (özellikle früktoz)
HMF düzeyi de doğru orantılı olarak artmaktadır.
- Magnezyumla kül arasındaki ilişki pozitif
yönlüdür.
- Diyastaz ve invert şeker arasında pozitif yönlü
bir ilişki vardır.
- Asitlik ve invert şeker arasında pozitif yönlü bir
ilişki vardır.
- pH ile demir arasında doğrusal ve yüksek düzeyde
bir ilişki saptanmıştır.
- pH ile çinko arasında negatif yönlü ve yüksek
düzeyde bir ilişki saptanmıştır. Çinko alaşımlı
galvanize tenekelerde saklanan ballarda asitliğin
yükseldiği saptanmıştır.
KATKI MADDELERİ :
Türk Gıda kodeksine göre bala hiçbir katkı maddesi
katılamaz.
BALLARDA : C-13
Üretilen balın miktarını artırmak ve maliyetini
düşürmek için ucuz tatlandırıcılar ilave edildiği
görülmüştür. Bu durum bal ihracatçılarına, ve
ithalatçılarına ve tüketicilerine istenmeyen
tecrübeler yaşatır.
Üretimin az üretim masraflarının çok olduğu zaman
marketlerdeki fiyatlar yükseliyor. Mısır şurubu (corn
syrup) bal üretiminde, üretimini arttırmak için
eklenen oldukça ucuz bir tatlandırıcıdır. Bun rağmen
balın tadı etkilenmeyebilir. Ancak birçok ülkede
kanunlarla bala ilavesi yasaklanmıştır.
Arılar beslenme için şurupla desteklenseler bile;
Allahtan bitkiler ve arılar kendi birlikteliklerini
sağlar. Radyoaktif olmayan doğal stabil isotoplar
balın safmı yoksa mısır şurubu ilave edildiğine
ilişkin parmak izi oluştururlar. 1978 yılından
buyana ballara yüksek früktoz şurubu ilave edilip
edilmediğinin saptanmasında carbon stable ısotope
testi rutin olarak kullanılmaktadır. Karasal
fiksasyonu için2bitkilerde C-13 içeriğindeki
varyasyonlar bitkilerin CO yi2kullandıkları farklı
fotosentetik yollardan kaynaklanmaktadır. Bitkiler
CO foto sentetik olarak üç farklı mekanizma ile
fikse ederler.
1- Calvin-Cycle (C-3) pathway=Calvin döngüsü yoluyla
2- Hatch-Slack (C-4) pathway=Haych döngüsü yoluyla
3- Crassulacean acid metabolism (CAM) pathway=CAM
döngüsü yoluyla
nin nisbi oranı carbon2C-3 yolu sonucunda
atmosferdeki CO isotoplarının oranlarında
oluşturmaktadır. C-4 yolu daha küçük değişiklikler
oluşturur. Arılar C-3 fotosentetik döngüsünü
kullanan tek veya çoklu flora bitkilerinden nektar
toplarlar. Bunun sonucunda ürettikleri balda C-3
bitkilerinin imzası olan C-13 bulunur. (-25 Per mil
on the PDB scale.) oranında bulunur. C-4 döngüsünde
bulunan bitkilerin ürettiği yüksek fruktozlu
şuruplarda (örnek=mısır şurubunda) C-13 değerleri
(-9 ile –12 Per mil) arasında değişir. Saf ve
ilaveli ballardaki farklı C-13 Carbon stable isotop
oranları balın saf mı, yoksa ilaveli mi olduklarını
gösterir. Pratikte isotop oranlarındaki çok küçük
değişiklikler ısotop Ratio Mass Spectrometer ile
(bal örneklerindeki C-13 içerikleri) saptanır.
Hassas ve doğru sonuçlar alabilmek için balda
extrakte edilen proteinlerin de sonuçları
okunmaktadır. Proteinler bal için internal bir
standart sağlar. Komple balın C-13 ile protein
kısmının C-13 değerleri arasındaki farklılık bala
mısır şurubu katılıp katılmadığını gösterir. %7 ye
kadar ilaveler saptanır. PDB sıkalası international
referansları C-13 ün C-12 ye oranını binde oran ve
yahutta milyonda oran olarak verir.
BALDA KALINTI PROBLEMLERİ :
1. Ağır metaller
2. Pestisitler
3. Veteriner ilaçları
4. Naftalin
AĞIR METALLER :
Balın kirlilikte 4. dereceden etkilenen gıdalar
arasında yer alır. Bal arıları bal yapımında
kullanılmak üzere çiçek nektarı ve salgı toplama
sırasında çok geniş yüzeylerle temas ederler. Bu
yüzeyler, hava, su kaynakları, toprak ve
bitkilerdir. Arılar, hava, su toprak ve bitkilerdeki
element bulaşmasının bala yansıtabilirler.
Kurşun :
FAO tarafından 10.0 ppm düzeyinin altında olması
önerilmektedir.
Kadmiyum :
FAO tarafından haftalık alınabilecek kadmiyum
miktarı 0.0067-0,0083 ppm/vücut ağırlığı olduğu
belirtilmiştir. Ancak gıdalarda alınabilecek
maksimum miktar verilmemiştir.
Çinko :
5 ppm in altında bulunmalıdır.
Demir :
1,5 – 15 ppm den daha büyük oranlarda
bulunmamalıdır.
Bakır :
0,1-5 ppm den daha büyük oranlarda bulunmamalıdır.
PESTİSİTLER :
PESTİSİT ADI KABUL EDİLEBİLİR EN YÜKSEK DÜZEY
(mg/kg)
Aldicarb 0,01
Brompropylat 0,1
Dichlobenil 0,05
Dichlorvos 0.01
Endosulfan 0,01
Ethion 0,01
Lindan 0,01
Chlordan 0,01
DDT 0,05
Endrin 0,01
-HCH 0,01a
-HCHb 0,01
Heptachior 0,01
Hexachiorbenzen 0,01
BALDAKİ VETERİNER İLAÇ KALINTILARI :
İLAÇ TOLERANS DÜZEYİ (mg/kg)
Amitraz 0,2
Streptomycin 0,02
Sulfanomid grubu 0,01
Tetrasiklin grubu 0,01
BALIN ÜRÜN ÖZELLİKLERİ :
a) İnsan tüketimine sunulacak olan bal sağlıklı arı
kovanlarından elde edilmiş olacaktır. Bal, doğal
yapısında bulunan organik ve inorganik maddeler
halinde herhangi bir yabancı madde, parazit, arı,
arı parçaları ve yavru arı içeremez.
b) Balda insan sağlığını tehdit eden hiçbir patojen
mikroorganizma bulunamaz.
c) Balda nişasta bulunamaz.
d) Balın tadı ve aroması, balın menşeine ve
üretildikleri bitkinin türüne bağlı olarak
değişmekle birlikte, bal kendine ait doğal koku ve
tada sahip ait olmalıdır. Yabancı koku ve tat
içeremez
e) Balın rengi su beyazından koyu amber renge kadar
değişebilir. Çam balının rengi pfund skalaya göre
minumum 60 olmalıdır.
f) Bala herhangi bir madde katılamaz ve yapısında
bulunan herhangi bir madde uzaklaştırılamaz.
g) İnvert şeker miktarı, çiçek balında %65
oranından, salgı balında %60 oranından az olamaz.
h) Balda rutubet miktarı %20 den fazla olamaz.
i) sakaroz miktarı çiçek balında %5, salgı balında
%10 oranından fazla olamaz.
j) Suda çözünmeyen madde miktarı balda %0,1 pres
balında ise %0,5 oranından fazla olamaz.
k) Mineral madde – kül miktarı çiçek balında %0,6 yı
salgı balında ise %1,2 yi geçemez
l) Balda asitlik miktarı 40 meq/kg. dan fazla
olamaz.
m) Balda diastaz sayısı 8 den az olamaz. Ancak
narenciye balı gibi yapısında doğal olarak düşük
miktarda enzim içeren ve doğal olarak HMF miktarı
15mg/kg. dan fazla olmayan balda diastaz sayısı 3
den az olamaz.
n) Balda HMF miktarı 40 mg/kg. dan fazla olamaz.
o) Temel petek levhalarının kalınlığı 3 mm den fazla
olamaz.
p) Temel petek de balmumunun doğal yapısında
bulunmayan, parafin, serezin, içyağı, reçine,
oksalik asit gibi, organik maddeler ile ağartıcı
maddeler gibi inorganik maddeler bulunamaz.
q) Bal ticari glikoz içeremez.
r) Balın şeker protein oranını ölçen C13 analizi
sonucu –1 den düşük olmalıdır.
s) Balda naftalin bulunamaz.
BALIN MİKROSKOPİK YAPISI
Balın mikroskobik incelenmesi ilk defa 1895 ‘de
Pfister tarafından yapılmıştır. Pfister polen
taneleriyle balın yerel orijininin tayin
edilebileceğinin mümkün olduğunu ileri sürmüştür. Bu
tarihten itibarende çalışmalar polenlerin yapısı ve
şekli üzerinde sürdürülmüştür.
Çiçek tozu veya polen denilen madde çiçeğin erkek
organlarında meydana gelir. Ergin ve yavru arıların
başlıca besin kaynağı olan polenin bileşimi
zengindir. Polende protein miktarı % 7,02 – 35,5
arasında değişmektedir. Ayrıca yağ, karbonhidrat
(şeker, nişasta, selüloz), mineral maddeler (Ca, Mg,
P , Fe, Na, K, Al, S, Mn ve özellikle Cu),
vitaminler (Pantotenik asit, nikotenik asit, tiamin,
riboflavin, askorbik asit ve az miktarda vitamin D
ve E), enzimler, pigmentler (ksantofil ve karoten)
ve Sterolleri içerdiği görülür.
Arı, çiçekle temas ettiği zaman çiçeğin yapısına
uygun olarak anterler ile az veya çok yakın bir
temasa geçer. Nektara dökülen bazı olgun polenler
bal arısı keselerine emilir. Polen tanelerinin bir
çoğu arının çiçeği ziyareti sırasında vücudundaki
kıllara yapışır ve bu taneler arı kovanında açık
gözlere ham balın bırakılmasıyla doğrudan doğruya
girerler. Ayrıca polen tanelerinin nektarın
korumasız dış yüzeyinde veya kozalakların istenmeyen
ve doğal olarak yapışkan olan yapraklarında yağışlı
havalarda ayrılabilmesi de mümkündür. Bu yollarda
biri tozlaşma rüzgarlarının polen tanelerini
taşımasıdır.
Son yıllarda polenin arı beslenmesindeki önemi iyice
anlaşılmıştır.
Balın mikroskobik tayinleri aşağıdaki bölümlere
ayrılabilir:
_ Balın sediment miktarının tayini,
_ Balın yerel orijininin tayini (kalitatif polen
analizi)
_ Balın botaniksel orijininin tayini ( kantitatif
polen analizi)
Ö Z E T :
Bal arısının en önemli ürünü olan bal, başlıca
glikoz ve früktoz olmak üzere farklı şekerleri
ihtiva eder. % 1 oranında bulunan mineral maddelerin
en önemlileri Na, Ca, K, P ve Fe’dir. İçinde bulunan
enzimler balı diğer tat verici maddelerden ayırır.
Diastaz enzimi balın ısıtılıp, ısıtılmadığının
anlaşılmasında bir ayıraçtır. Balda ayrıca 11-12
çeşit amino asit ve vitaminler bulunmaktadır.
Bal zamanla içinde bulunan dekstrozun kristal hale
geçmesiyle şekerlenir. Şekerlenme olayı balın
bileşimine ve depolama koşullarına bağlıdır.
Şekerlenmiş ballar daha çabuk bozulmakta ve
ekşimektedir. Balı süzmek, filtreden geçirmek,
ısıtmak şekerlenmeyi engelleyebilir. Isıtma
işleminin dikkatli yapılması gerekir. Çünkü aşırı
ısıtma sonucunda balın Hidroksimetil furfurol (HMF)
miktarı artmakta ve bal tazeliğini kaybetmektedir.
Bal nem kapma özelliğinden dolayı açık bırakılacak
olursa havanın nemini alarak fermantasyona uğrama
oranı artabilir. Balın bozulması demek olan bu olay,
ısıtma veya diğer yöntemlerle mayaların faaliyeti
durdurularak önlenebilir.
Bal uygun koşullarda saklanarak tadı ve aroması C
nin altında normal rutubetteki temiz°uzun süre
muhafaza edilebilir.10 depolarda hava ile temas
etmeyecek şekilde kapalı olarak ambalajlanan ballar
yıllarca bozulmadan muhafaza edilebilir.
KAYNAKLAR:
1. Hülya KURT, Yüksek Lisans Tezi, Uludağ
Üniversitesi
2. Anonim Bal Standardı, Türk Standartlar Enstitüsü
3. Banu TOLON, Doktora Tezi, Ege Üniversitesi Ziraat
Fakültesi Zootekni Bölümü
4. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Türk Gıda Kodeksi
Bal Tebliği (2000/39)
5. Iso Analytikal Laboratuar, Testing of Honey
|