Bal besinlerin en güzelidir.
Kuvvet, canlılık verir, nekahat döneminde hastanın
ayağa kalkmasına yardım eder. Kansızlığa, zayıflığa
iyi gelir, çocuklarda bağırsakları yumuşatır,
kabızlığa iyi gelir.
Bal arısının en önemli ürünü olan
bal, çok eski
yıllardan beri, değeri kesinlikle kabul edilen,
kıymetli bir besin maddesidir. 15.000 sene kadar
önce, İspanya'daki mağaralardan birisinin duvarına;
bir ressam, bal peteğinden
bal alan komşusunun
resmini çizmiştir. Geçen 10.000 yıl zarfında, hiç
kimse baldan daha tatlı ve saf bir yiyecek
keşfetmemiştir. Bileşimindeki en önemli madde olan
meyve şekeri; levülozdan dolayı, şeker kamışından
daha tatlıdır. Hangi sofra şekeri, geçmiş yazların
Güneş ışığını biriktirerek taşıyabilir. Veya elma,
portakal, yonca ve ıhlamur çiçeklerinin, saf
kokularını sinesinde toplayabilir. Sofra şekerinin,
tuz gibi tek tadı vardır. Her çeşit balın ise,
kendine göre bir lezzeti vardır.
 BALIN TANIMI
Uluslararası Gıda Tüzüğü'ne göre
bal:
"Bal arıları tarafından, çiçeklerin nektarlarından
veya bitkilerin yaşayan kısımlarından alınan
özsuların, toplanarak; vücutlarındaki özel maddeler
yardımıyla işlenerek üretilen; petek gözlerine
depolanıp olgunlaştırılan, tatlı bir maddedir."
Bal, bütün yiyeceklerin en safıdır. İyi
olgunlaştırıldığı zaman, şeker konsantrasyonu o
kadar yüksek olur ki, bakteriler, bir iki saatten
fazla içinde yaşayamazlar. Bir Mısır kral ailesine
ait eski bir mezarda(3300 yıllık), kararmış ve
sertleşmiş fakat saflığını kaybetmemiş
bal
bulunmuştur. Balda yapılan hilenin, ortaya çıkmaması
imkansızdır. Sulandırılınca, hemen bozulmaktadır.
Bal peteğinin mumu ve arıların kendi gudde ifrazatı
da, aynen taklit edilememektedir. Böcek uzmanları
bile, nektarın, nasıl
bal haline geldiğini, tamamen
anlamış değildirler.

BALLARIN SINIFLANDIRILMASI
1) KAYNAKLARA GÖRE
a) Çiçek Balı (nektar balı)
Balarısının, bitkilerin çiçeklerinden topladığı
nektar veya balözü denen tatlı suları,
vücutlarındaki özel bezlerden salgılanan maddelerle
karıştırarak, zenginleştirmesi ve peteklerde
olgunlaştırması sonucu; doğal
bal veya çiçek balı
(nektar balı) elde edilir. Nektarın toplandığı
çiçeğin tadı, balın aromasında hissedilir. Portakal
çiçeği balı, ıhlamur çiçeği balı, yonca balı,vb.
b) Salgı Balı(çam balı)
Salgı balı; çam, meşe, kayın ve ladin gibi orman
ağaçları üzerinde yaşayan böceklerin salgıladığı
tatlı salgıların, arılar tarafından toplanması ile
oluşturulan baldır. Elde edildikleri kaynağa bağlı
olarak; çam balı veya yaprak balı olarak
adlandırılırlar. Ülkemiz için en önemli salgı balı,
çam balıdır.
Çam balının kaynağı, Ege ve Akdeniz kıyılarında,
özellikle Muğla kızılçamları üzerinde yaşayan ve
halk arasında "basra"(marchelina hellenica) olarak
isimlendirilen böceğin, tatlı bir sıvı salgısıdır.
Ergin "basra", pamukçuk içinde, ağaç kabukları
arasındadır ve hortumlarını, ağaçların iletim
demetlerine sokarak beslenirler. İletim
demetlerindeki özsuyun, % 80'i şekerdir. Az
miktarda, protein vardır. Böcek, protein ihtiyacını
karşılayabilmek için özsuyu emmek zorundadır. Fazla
gelen karbonhidratlar da, ifraz edilmektedir. Bal
çiği adı verilen bu atık, gül kırmızısı renkte ve
hoş kokulu olup, arı tarafından kovanlara
taşınmaktadır.
c) Zehirli Bal (Deli Bal)
Arıların, orman gülü ve datura gibi bitkilerden
aldıkları zehirli maddelerden meydana getirdikleri
bal ise,
deli bal veya zehirli
bal olarak
adlandırılmaktadır. Zehirli
bal yiyen insanlarda;
çoğunlukla baş dönmesi, bulantı, görme zorluğu,
uğultu, terleme, baygınlık ve güçsüzlük gibi
bozukluklar göze çarpmaktadır.
d) Ekspres
bal
Balın tıbbi değerinin artırılması amacı ile, son
zamanlarda farklı katkılar içeren şerbetlerle,
arıların beslenmesi sonucu elde edilen ve "Ekspres
bal" olarak adlandırılan ballar, tedavi amacı ile
kullanılabilmektedir.

2) TÜKETİME SUNUŞA GÖRE
a) Petek Balı
Petek içinde bulunan ve hiçbir yabancı madde
içermeyen; ağızları sırlanmış ve gümeçleri
bozulmamış doğal bala, petek balı denilmektedir.
b) Süzme Bal
Çeşitli yöntemlerle petek gözlerinden ya da
santrifüjle, dinlendirilip süzülerek çıkarılan bala,
süzme bal adı verilmektedir. Sıvı
bal, tamamen
eriyik halde olup, içerisinde gözle görülebilir
kristaller bulunmaz. Kristalize
bal, halk dilinde
şekerlenmiş veya donmuş
bal olarak bilinen tamamen
katılaşmış baldır.
c) Pres Balı
Petekli balın, oda sıcaklığında veya hafifçe
ısıtılarak; basınç altında enzimlerini yitirmeyecek
biçimde, 45 °C nin altında sızdırılmasıyla elde
edilen bala, pres balı denilmektedir. Pres balının,
kalitesi düşüktür.
3) BALIN RENGİNE GÖRE
Beyaz, altın, amber ve koyu olarak sınıflandırma
yapılmaktadır. Yine renge göre yapılan bir başka
sınıflandırmada ise, altı standart bulunmakta;
ballar, açık su beyazından, siyah ambere kadar
sınıflandırılmaktadır. Bilinen
bal renklerinin
dışında; kaynağına bağlı olarak farklı renklere de
rastlamak mümkündür. Amerika'da, Kuzey Karolina'da,
kaynağı belli olmayan "mavi renkli bal" vardır.
4) BALIN NEMİNE GÖRE
Üç bölümde yapılmaktadır: 1. 2. 3. sınıf ballar.
1.Sınıf ballar, nem oranı düşük ballar olup; en
yüksek değere sahiptirler. Bu özellik depolanacak
ballarda, en önemli kalite ölçütü olarak ele
alınmaktadır. 1., 2. ve 3. sınıf balların
içerebileceği en yüksek su oranları; sıra ile %
17.8, % 18.6 ve % 20'dir.
 BALIN BİLEŞİMİ
Bal, içeriğindeki maddelerin çeşitliliği nedeniyle,
oldukça karmaşık yapıya sahiptir. Çeşitli yörelere
ve elde ediliş zamanlarına göre de, oldukça farklı
yapılar gösterebilmektedir. Bu nedenle balın,
bileşimi ile ilgili analizler, oldukça geniş sayıda
örnek içermektedir.
Balın
bileşimi, üretimin yapıldığı yöredeki bitki
türlerine ve üretimin yapıldığı zamana göre
değişmektedir. Ancak genel olarak;
balın, %80'i
değişik şekerlerden; %17'si sudan meydana gelir.
Geri kalan % 3'lük kısım, başta enzimler olmak
üzere; balı
bal yapan ve
balı değerli kılan
maddelerden oluşur.
Arı, çiçeklerden nektar denilen
bal özünü emdiği
zaman; sakaroz, glikoz, früktoz, çok miktarda su,
enzimler, vitaminler, bazı azotlu maddeler ve
asitlerden meydana gelen bir sıvıyı, kursağında
toplamış olur. Ancak, enzimlerden, vitaminlerden,
asitlerden ve bazı azotlu maddelerden, hangilerinin
nektardan geldiği, hangilerinin, arı tarafından
eklenmiş olduğu, kesinlikle bilinmemektedir.
Asitler ve vitaminler gibi, balın bileşiminde
bulunan diğer maddelerin, kaynakları hakkında pek az
şey bilinmekle beraber; balın amino asitlerinin ve
vitaminlerin bir kısmının, polenden geldiği
sanılmaktadır. Arı, kovana doğru yola çıktığı andan
itibaren bal kesesi, yani kursakta toplanan
bal özü,
bala dönüşmeye başlar. Arının kursağında bulunan en
önemli enzim olan sakaroz,
bal özündeki sakarozu,
früktoz ve glikoza çevirir. Sakarozun
parçalanmasıyla; maltoz, izomaltoz ve erloz gibi
diğer bazı şekerler de meydana gelmektedir. Bu da,
baldaki şeker miktarının artmasına yol açar. Kovana
gelen arı, kursağındaki
bal özünü, ya bir petek
gözüne, ya da bir arkadaşının ağzına boşaltır.
Arkadaşı, bunu, buharlaşmayı sağlayacak bir
sıcaklıkta tutulan peteğin üst gözlerine taşır.
Petek gözünde, zamanla
bal, koyulaşacak ve
olgunlaşacaktır. Olgunlaşmış
bal; kokuludur,
lezzetlidir ve uzun süre bozulmadan saklanabilir.
Olgunlaşmamış bal ise, çabuk ekşir.
BALIN FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ

a) BALIN RENGİ
Bal, genellikle saydamdan başlayıp, koyu kırmızıya
kadar; sarı, kehribar, kahverengi yeşilimsi ve
kırmızımsı renklerde olmaktadır. Ballar renklerine
göre; su beyazı, ekstra beyaz, ekstra açık amber,
koyu renk olarak dört gruba ayrılmaktadır. Bala renk
veren maddeler; klorofil, karoten, ksantofil ve
bileşimi bilinmeyen sarı ve yeşil rengi meydana
getiren bitki pigmentleridir.
1930 yılında Yeni Zelanda'da, Thomson adlı bir
araştırmacı, balın rengi ile kimyasal bileşimi
arasındaki ilişkiyi incelemiş. Koyu renkli ballarda,
amino asit ve şeker miktarı ile mineral maddelerden;
özellikle demir, bakır, manganez miktarlarının fazla
olduğunu ve baldaki mineral maddeler arttıkça,
rengin koyulaştığını bildirmiştir.
b) BALIN LEZZET VE AROMASI
Her
balın, kendine özgün bir tadı vardır. Dikkatle
tadılırsa, birçok lezzetler hissedilir. Bin bir
çiçekten yapılan bir kovanda bile, birkaç çeşitte
bal olabilir.
Balın aroması, değişik çiçeklerin nektarında,
bulunan özellik, esterlere göre değişebilmektedir.
Baldaki aromanın asıl maddeleri; esterler,
aldehitler, ketonlar, alkoller ve serbest
asitlerdir. Bu maddeler arasında, en geniş yeri
alkoller almaktadır. Aroma maddeleri, daha çok
hammadde olan nektardan gelirken; nektar hangi
bitkilerden toplanmış ise, o bitkinin aromasını, bu
balda hissetmek mümkündür.
c) BALIN KOKUSU
Bal, içindeki polene bağlı olarak özel bir kokuya
sahiptir. Balın kokusu, ağza alınıp yenilirken
hissedilir. Çok ısıtılan ballar, aroma maddelerinin
büyük bir kısmını kaybederler. Bal, şiddetli kokan
bir maddenin yanında saklanırsa, o maddenin yabancı
kokusunu da çekebilme özelliğine sahiptir.
Genellikle koyu renkli ballar, açık renkli ballardan
daha keskin kokulu ve daha asitlidirler.
d) BALIN VİSKOZİTESİ
Viskozite, akıcılığa karşı koyma özelliği olup,
arıcılıkta yapı kelimesinin karşılığıdır. Ağır
yapılı bir balın, akıcılığı yavaş, yani viskozitesi
yüksek olmaktadır. Viskozitesi yüksek olan kıvamlı
balların, süzme esnasında petek gözünden güçlükle
çıktığı, boşaltma ve
bal kaplarının temizlenmesinin
güç olduğu bildirilmiştir. Koyu renkli, yavaş akan,
sıkı yapılı balların, viskozitesi yüksek; açık
renkli, gevşek yapılı balların ise viskozitesi
düşüktür. Balın viskozitesinin, 2,652-2,914 arasında
olduğu belirtilmiştir.
e) BALIN KIVAMI

Balın kıvamını, nektarın alındığı bitki çeşidi
etkilemektedir.
Balın duru veya bulanık olması;
içindeki hava kabarcıkları, su oranı ve kolloid(küçük
boyutlu tanecikler) maddelerin, fazla veya az
olmasına bağlıdır. Sıcak bölgelerde ve hafif kumlu
topraklarda yetişen bitkiler, koyu kıvamında
bal
meydana getirirken; yayla ve dağlık bölge
çiçeklerden yapılan ballar, akıcı olup, lezzet ve
aroma bakımından da üstündürler.
f) BALIN ÖZGÜL AĞIRLIĞI
Balın özgül ağırlığı, içerisindeki su miktarı ve
sıcaklığa bağlı olup, 20 °C ölçüldüğü zaman;
l,41-l,45 gr/cm3 arasında değişmektedir. Yani
ortalama olarak; l,4225 gr/cm3 tür.
g) BALIN KIRILMA İNDİSİ
20 °C refraktometre ile ölçülen bir özelliktir.
Balın, bu özelliğinden faydalanarak, içerisindeki
rutubet miktarı tayin edilmektedir.
h) BALIN HİGROSKOPİK ÖZELLİĞİ
Bal, higroskopik bir madde olup, bulunduğu ortamdaki
havanın nemini çekme özelliğine sahiptir. Balın
havadan nem alması, onun özel yapısına, şeker
oranına ve içerisindeki su miktarına bağlı olarak
değişmektedir.
ı) BALIN IŞIĞI DÖNDÜRMESİ (POLARİZASYONU)
Balın, polarize ışığı çevirme yönü ve miktarı,
bal
çeşitlerine göre değişmektedir. Çiçek
balları,
polarize ışığı sola, salgı
balları, ise sağa
çevirir. Bu özellikten faydalanarak,
balın salgı
balı olup olmadığı anlaşılabilmektedir.
i) BALIN KRİSTALİZASYONU
Kristalizasyon, içindeki glikozun, tanecikler haline
gelmesi sonucu balın, akıcılığını az veya çok
kaybetmesi olayıdır. Balların büyük bir kısmı,
kristallenmeye eğilimlidir. Bu eğilim, balın
içerdiği su, dekstroz (glikoz) ve levüloz (fruktoz)
şekeri, oranlarına ve sıcaklığa bağlı olarak
değişebilmektedir. Kristalizasyon üzerinde, balın
elde edildiği bitki kaynakları da etkili olmaktadır.
Kristalizasyonu çözmek için hızlı bir ısıtma
yöntemiyle, 60-65 °C'de ısıtmak; işlemin sonunda da
soğutmaktır.
Balın kristalleşmesini önlemek için bazı yöntemler
önerilse de, çoğu ya yasal değildir, ya da pratik
uygulamadan uzaktır. Uygulanabilecek en basit
yöntem, balın, önce 0 °C de, 5 hafta bekletilmesi,
sonra da 14 °C'de saklanmasıdır. Kristalize balı
sıvı hale getirmek için pratik yöntem;
bal kabını,
sıcaklığı 38-45 °C geçmeyen sıcak su içinde
tutmaktır. Ayçiçeği, yonca, kavun, karahindiba,
pamuk balları çok çabuk şekerlenirken akasya,
hardal, orman gülü ve salgı balları geç şekerlenir.
Adaçayı balı, yıllarca şekerlenmeden kalabilir.
BALIN KİMYASAL ÖZELLİKLERİ
Balın kimyasal bileşimi, birçok etkene bağlı olarak
değişiklik göstermektedir. Bu etkenlerin en önemlisi
nektar ve salgının doğal bileşimidir. Ayrıca iklim
koşulları ve arının
bal yapma özelliği de, balın
kimyasal bileşiminde etkili olmaktadır. Kimyasal
bileşimi bakımından
bal, fruktozu fazla olan koyu,
indirgen, şeker sulu çözeltisi gibi olup; içinde az
miktarda sakkaroz, dekstrin, azotlu maddeler,
enzimler, anorganik kokulu ve boyar maddeler, uçucu
yağlar, organik asitler, mumlar, polen taneleri
ihtiva etmektedir.
Aşağıdaki değerlerde, White ve arkadaşları
tarafından yapılan analiz sonuçlarına göre, nektar
ve salgı kaynaklı balların, ortalama kimyasal
bileşimleri verilmektedir.
Nektar Kaynaklı Bal: Kimyasal Bileşimi
Nem % 17,20 Fruktoz % 38,19
Glikoz % 31,28 Sakkaroz % 1,31
Maltoz % 7,31 Yüksek Moleküllü Şekerler % 1,50
Diğer Maddeler % 3,10 PH 3,90
Toplam asitlik(meq/kg.) 29,12 Kül % 0,169
Nitrojen % 0,041 Diastas Sayısı 20,80
Salgı Kaynaklı Bal: Kimyasal Bileşimi
Nem % 16,30 Fruktoz % 31,80
Glikoz %
26,08 Sakkaroz % 0,80
Maltoz % 8,80 Yüksek Moleküllü Şekerler
% 4,70
Diğer Maddeler % 10,10 PH 4,45
Toplam asitlik(meq/kg.) 54,88 Kül 0,73
Nitrojen % 0,100 Diastas Sayısı 31,90
Yukardaki veriler incelendiğinde, toplam
Karbonhidrat oranı;, nektar balında, %79,59, salgı
balında, %72,18 olarak bildirilmiştir.
FERMANTASYONU
Balda bulunan fruktoz ve glikoz, şeker mayalarının
etkisi ile parçalanır. Bunun sonucunda; alkol ile
CO2 meydana gelir. Alkol de oksijen, bulunan ortamda
parçalanarak, asetik asit ve su oluşturur. Bu
fermantasyon sonucu,
bal bozulur ve tadı ekşir.
Böylece kristalizasyon,
balın bozulması değildir,
ancak fermantasyon, balın bozulması demektir.
Fermantasyonu etkileyen en önemli etmenler; su
oranı, maya içeriği ve depolama koşulları ve
yeterince balın dinlendirilmemesidir. Baldaki su
oranının, %17.1'den azsa,
balın bir yıl içerisinde
fermente olmayacağı ve ballarda maya üremesinin
görülmeyeceği saptanmıştır. Balda fermantasyon
oluşturan mayaların kaynağı, toprak ve çiçeklerdir.
Kovanda bir önceki yıldan kalan petekli ballar da,
önemli ölçüde maya içerirler. Bu nedenle bu tip
balların, hasat sırasında alınmaması gerekir.
BALIN ANTİBAKTERİYEL ÖZELLİĞİ
Bal, antibakteriyel bir özelliğe sahip olduğundan,
içerisinde mikroorganizma yaşayamaz ve çoğalamaz.
Son yıllarda bütün Dünya'da, hızla gelişen arı
ürünleri ile tedavi olarak adlandırılan "apiterapi"de;
arı zehiri, propolis, arı sütü ve polen yanında,
bal
da kullanılmaktadır.
BALIN BİLEŞİMİNİ OLUŞTURAN MADDELER
BALDA RUTUBET MİKTARI
Balın, tipik tatlılık ve yararlılığını sağlayan
şekerler, yeteri kadar yüksek konsantrasyondaysa,
fermantasyon başlamaz. Su oranı, %18,5 ve daha
yüksek olduğunda; fermantasyon olabilir.
Fermantasyon sonucu oluşan asetik asit ve
karbondioksit;
balın tadını ve rengini bozar.
Ballardaki maksimum su oranı, % 21 olarak tespit
edilmiştir. Genel olarak dağ balları, ova
ballarından daha az nem içerir. Fazla nem, balın
olgunlaşmadığını, ya da dışarıdan su katıldığını
göstermektedir. Bu da balın, yüzey mayalanması
tehlikesini doğurmaktadır.
BALDAKİ KARBONHİDRATLAR
Bal, karbonhidratlı bir madde olup; katı maddesinin,
%95-99,9 unu şekerler teşkil etmektedir.
Baldaki 15
tür şekerin, 9 tanesi kesin olarak bulunmuş; ancak 6
sına bazı araştırmalarda rastlanmıştır.
Balda, en fazla fruktoz ve glikoz bulunmaktadır.
Bala, tadını veren bu iki monasakkaridin(basit
şekerin), bitki özsularında fazla miktarda bulunan
sakkarozun; invertaz enzimi ile değişimi, yahut
sakkarozun fruktoz ve glukoza ayrılması sonucu
meydana geldiği bilinmektedir.
Balın, tatlılık, nem
kapma, enerji değeri ve diğer fiziksel özellikleri
bu iki şekerden ileri gelmektedir.
Sakkarozun, baldaki miktarı, balın olgunlaşma
derecesine ve nektarın bileşimine göre değişirken;
çok erken hasat edilen olgunlaşmamış ballar, fazla
miktarda sakkaroz ihtiva ederler.
BALDAKİ ENZİMLER
Bal, enzimler bakımından oldukça zengindir. Başlıca
bilinen bal enzimleri; amilaz (diastaz), invertaz(sakkaroz),
katalaz, fosfataz ve ayrıca askorbik asit ile
glikozu yükseltgeyendir. Enzimlerin bir kısmı,
nektardan ve yaprak bitlerinin yaprak üstünde
bıraktıkları salgıdan, büyük bir kısmı ise arıların
tükürük bezi salgılarından meydana gelmektedir.
İnvertaz (Sakkaroz) enzimi, nektarın, bala
dönüşmesindeki, kimyasal değişikliklerin çoğundan
sorumludur. Nektardaki sakkarozun, fruktoz ve
glikoza çevrilmesini sağlamaktadır. Önemli
bal
enzimlerinden olan glikozoksidaz, glikoz üzerine
etki ederek hidrojen peroksit ve glikonolaktan
oluşturmaktadır.
Balın, antibaktariyel etkisi de,
oluşan hidrojen peroksitten kaynaklanmaktadır.
Balda, ayrıca lizozim enzimi de antibakteriyel
etkiye sahiptir. Balda, bunların yanı sıra, vücudun
ancak az miktarda üretebildiği Chocin maddesi
vardır. Bu nedenle bu madde, vücuda günde iki-üç
gram verilmelidir. Chocin, karaciğerin yağ
metabolizmasını ayarlar ve bu organın yağ
bağlamasını önler.
BALDAKİ ASİTLER
Balda en fazla bulunan asit bileşeni, glikozoksidaz
enziminin faaliyeti sonucu meydana gelen glikonik
asittir. Diğer asitlerin kaynağı, pek
bilinmemektedir. Balın asitliği, mikroorganizmalara
karşı kararlılığını arttırırken; arılar, bala formik
asit ilave ederek, balın olgunlaşmasına yardım
ederler.
Balın, düşük pH değerinden sorumlu olan asit
miktarının, bal gözleri sırlanmadan önce, arıların,
iğnesinden bu gözlere enjekte ettikleri formik
asitten ileri geldiği bildirilmiştir. Ballar,
genelde asidik reaksiyon gösterip, pH 3,5-5,5
arasındadır. Balda, yüksek asit değerinin tespit
edilmesi, zamanla fermantasyona uğradığını; sonuçta
alkolün, bakteriyel etkilerle asetik aside
dönüştüğünü göstermektedir.
Bal içerisinde; asetik, bütirik, sitrik, formik,
laktik, malik, süksinik, glikonik, oksalik, kaprik,
tannik, tartarik ve valerik asitler bulunmaktadır.
Glikonik asit dışında, balda bulunan diğer asitlerin
kaynağı, kesin olarak bilinmemektedir.
BALDAKİ PROTEİNLER
Azotlu maddeler, çiçek ballarında yaklaşık olarak %
0,3, salgı ballarında ise %1 civarındadır. Çiçek
ballarında, azotlu maddelerin yüksek çıkması, salgı
balı ile karıştırıldığını göstermektedir. Balda
proteinlerin belirlenmesi, doğal veya yapay olup
olmadığı açısından ve beslenme yönünden önem
taşımaktadır.
Bal, proteince zengin bir besin maddesi olmamasına
karşın, sayıca zengin bir amino asit kaynağına sahip
bulunmaktadır. Proteinler, amino asit dediğimiz ve
karbon, hidrojen, oksijen ve azot atomlarından
meydana gelen moleküllerin tespih taneleri gibi yan
yana dizilmeleri ile oluşur. Amino asitler,
proteinlerin yapı taşlarıdır.
Balda yaklaşık olarak 17 aminoasit saptanmıştır. Tirosin ve triptofan, koyu renkli ballarda
bulunurken, açık renkli ballarda tespit
edilmemiştir. Ballarda miktar yönünden sırası ile en
fazla prolin, lisin ve glutamik asit olduğu
bildirilmiştir. Bunları; histidin, arjinin, treonin,
serin, glisin, valin, metionin, lösin, alanin,
fenilalanin izlemektedir.
BALDAKİ VİTAMİNLER
Eskiden
bal içerisinde vitamin olmadığı veya çok az
bulunduğu düşüncesi hakim iken, son yıllarda yapılan
kimyasal ve biyolojik araştırmalar sonucunda; balda
çeşitli vitaminlerin bulunduğu tespit edilmiştir.
Balda A vitamini bulunmazken, B grubu vitaminler (
B1, B4 ) ile C, E ve K vitaminleri bulunmaktadır.
Ballarda çeşitli miktarlarda olmak üzere; tiamin,
riboflavin, askorbik asit, piridoksin (B6)
pentotenik asit (B5) nikotinik asit (B3) niasin,
biyotin ve folik asit belirlenmiştir.
Watt ve Merril yaptıkları araştırmada; balda B1
vitaminini eser miktarda, B2 vitaminini 0,4 mg, C
vitaminini ise 10 mg düzeyinde bildirmişlerdir.
Bal,
süzme işlemi sırasında; bu vitaminlerin büyük bir
çoğunluğunu kaybedebilir. Bu yüzden, süzme işleminin
son derece dikkatli yapılması gerekir.
BALDAKİ MİNERAL MADDELER
Balda mineral madde miktarı; % 0,02 - % 1,0 arasında
değişiklik göstermektedir.
Bal içerisinde; en fazla
potasyum, kalsiyum, fosfor ve daha az miktarlarda da
sodyum, klor, kükürt, magnezyum, silis, mangan,
bakır, iyot demir ve çinko bulunmaktadır.
Zengin bir mineral kaynağı olan balda bulunan
mineraller; potasyum (K), sodyum (Na), kalsiyum
oksit (CaO), magnezyum (Mg), demir (Fe), bakır (Cu),
mangan (Mn), klor (CL), fosfor (P), kükürt (S),
silika (SİO2) ve ham silika'dır. İz halinde bulunan
mineral maddeler ise krom (Cr), lityum (Li), nikel (Ni),
kurşun (Pb) kalay (Sn), çinko (Zn), osmiyum (Os),
berilyum (Be), vanadyum (V), zirkonyum (Zr), gümüş (Ag),
baryum (Ba), galyum (Ga), bizmut (Bi), altın (Au),
germanyum (Ge) ve stronsiyum (Sr).
BALIN KALİTESİNİ ETKİLEYEN ETMENLER
Ballara uygulanan farklı işlemler,
balın kalitesini
önemli ölçüde etkilemektedir. Depolama süresi, nem, hasad sırasında uygulanan işlemler, ısıtma ve
depolama yeri gibi etmenler, kaliteyi
etkilemektedir. Bir yıl süreyle depolanan ballarda,
genel olarak yüksek düzeyde azot (N), kül, hidrojen
iyonu (düşük pH), nem ve bileşik şekerler
bulunmuştur. Kaliteyi önemli ölçüde etkileyen;
şekerlenme ve fermantasyonla sonuçlanabilen etmenler
önemlidir. Bu etmenlerin en önemlileri; hasad
sırasında uygulanan işlemler; nem, ısıtma ve
depolamadır.
Bal Hasadı
Balın Hasadında Nelere
Dikkat Edilmelidir?

-
Peteklerdeki gözlerin tamamı ya da dörtte
üçü sırlanmış balların hasat zamanı gelmiş
demektir.
-
Kovandaki bütün peteklerin olgunlaşması
beklenmeden, balı olgunlaşan petekler
kovandan alınmalıdır.
-
Hasatta en önemli nokta, koloninin
ihtiyacından fazla olan balın alınmasıdır.
Koloninin kışlık bal ihtiyacı olarak her
arılı çerçeve için bir ballı çerçeve (2 kg
sırlı bal içeren) kovanda bırakılmalıdır.
-
Bal süzme işlemi kapalı bir ortamda
yapılmalıdır. Arıcı süzme işlemini bal süzme
çadırında yapacak ise temizlik konusunda
daha dikkatli olmalıdır.
-
Olgunlaşan balların kovandan alınmasına
sabah saatlerinde başlanmalı, öğle
saatlerinde süzme işlemi yapılmalıdır.
-
Gezginci arıcılık yapanların bal hasadını,
arılarının yerlerini değiştirmeden önce
yapmaları gerekmektedir. Bu farklı bölge
ballarının birbirine karışmaması ve arıların
rahatça nakli açısından önemlidir.
-
Balı süzülen petekler kolonilere geri
verilir. Arılar petek gözlerdeki bulaşık
balları yalayıp temizler ve bu boş petekler
tekrar toplanır. Bunlardan ertesi yıl
kullanılabilecek olanlar fare ve petek
güvesinden korunarak muhafaza edilirken,
kullanılmayacak durumda ve erkek arı gö-zü
fazla olan petekler eritilerek bal mumu
olarak değerlendirilir.
-
Bal alma dönemlerinde kuluçkalıkta bulunan
eski siyahlaşmış çerçeveler alınarak, eski
petekleri yenileme işlemi de yapılır.
Süzülen eski petekler, kırılan çerçeveler ve
sır alma esnasında çıkan sır preslenerek mum
yapılır. Bu şekilde arıcının yıllık temel
petek ihtiyacı için işlenmemiş bal mumu
sağlanmış olur.
-
Sızdırılan mum ya da temel petekleri
saklamak için kesinlikle naftalin
kullanılmamalıdır. Çünkü naftalin mum ya da
temel petekten bala geçmekte ve bu da insan
sağlığını olumsuz yönde etkilemektedir.
-
Bal konulan kaplar daha önce kullanılmamış,
kalaylı ve laklı teneke veya variller ya da
çelikten yapılmış kaplar olmalıdır.
Hasat sırasında
balda bulunacak glikoz kristalleri,
toz parçacıkları veya
polen tanecikleri,
kristalizasyonda başlangıç çekirdeğini
oluşturmaktadır. Bu nedenle hasat edilen
balın çok
iyi süzülmesi ve süzgeçten geçebilen farklı
yoğunluktaki maddelerin
balın altında veya üzerinde
toplanabilmesi için dinlendirilmesi gerekir.
Balın
fermantasyon ve kristalizasyon açısından; uzun süre
açıkta tutulmaması gerekmektedir. Balda bulunan hava
kabarcıklarının arındırılmasında, en uygun yöntem
balın dinlendirilmesidir.
SÜZME VE DİNLENDİRME
Bal Süzme İşlemi

Bal süzme işleminde ısı 30°C civarında olmalıdır.
Koloniden alınan petekler hemen santrifüjlenirse bal
akışkan olacağı için kolay süzülür. Santrifüjleme
odası arıların giremeyeceği, ışıklı ve tercihen
elektrik ve su donanımına sahip olmalıdır.
Sırları alınmış petekler santrifüjlere eşit
ağırlıkta, karşılıklı konulup, döndürülerek
çerçevelerin çift yüzeylerinin balı tam olarak
alınır. Balın peteklerden kolay çıkarılması için,
çerçevelerin üst kenarı santrifüj dönüş yönünden
geriye doğru olmalıdır. Çünkü petek gözleri
eğimlidir.
Balları süzülmüş petekler arıya tekrar
verildiğinde çabucak onarılır ve bal akımı sırasında
tekrar doldurulur. Arılar, petek yapmaya
harcayacakları zamanı ve enerjiyi bal depolamaya
ayırırlar ve kabartılmış hazır peteklere daha çabuk
bal depolaması yapar. Böylelikle petekli baldan daha
fazla süzme bal üretilebilir.
Kullanılan malzemelerin yıkanmasında kullanılan
suyun ılık olması, bal bulaşığını kolayca giderir.
Yıkanan malzemenin mutlaka kurulanması gerekir. Bala
su ve yabancı madde karışmasını önleyici tedbirler
eksiksiz olarak alınarak, ürünün özelliği
korunmalıdır.
Bal süzme çadırı ya da odasında kullanılan
malzemelerin yeterli ve balın yapısını bozmayacak
özellikte olması gerekir. Örneğin kullanılan bıçak
ve tarakların, bal sırı alma kapları, tavalar ve
santrifüjün paslanmaz malzemelerden yapılmış olması
şarttır.
Süzülen balların konulduğu kapların üzerinde,
hasat zamanı, yeri, üreticinin ismi ve bölgede hakim
olan bitkilerin isimleri yazılırsa pazarlamada
kolaylık sağlar.
Balın dinlendirilmesi, durultma
amacı ile yapılır. 35-40°C dolayında ısıtılmış
bal, büyük dinlenme
kaplarına alındığında yoğun parçacıklar dibe çöker.
Baldan daha az yoğun yabancı maddeler ile hava
kabarcıkları ise yüzeye çıkar ve
bal
durulur.
BALIN DEPOLANMASI
Balın depolanması sırasında, kalite ile ilgili en
önemli etmenler; depolama yerinin sıcaklığı, nemi,
ambalaj kaplarının özelliği ve depolama süresidir.
Isıtılan veya bekletilen ballarda renk koyulaşması
görülebilmektedir. Depolama, sıcaklığı 11°C'in
altına düştüğünde, fermantasyona neden olan
mayaların etkinliği de durmaktadır. Balda istenmeyen
özelliklerin oluşumunu önlemek için, soğuk yerlerde
depolanması ve havanın nemini çekememesi için de,
ağzı sıkıca kapalı kaplarda saklanması
gerekmektedir.
Bal için en uygun ambalaj kabı, kapaklı cam
kavanozlardır. Zira
bal, asit yapıya sahip olduğu
için, plastik malzemelerle reaksiyona gireceğinden,
plastik balın kalitesinin düşmesine neden olacaktır. Ayrıca
ambalajlanmış ballar, oda sıcaklığında tutulmalıdır.
Oda sıcaklığında tutulan ballarda, diyastaz ve
invertaz enzimleri de azalmaktadır.
Balın, şeker ve
enzim içeriğinin azalmasını önlemek için, depolama
yerinin sıcaklığının düşürülmesi gerekir.
BAL ve APİTERAPİ
Balın Yararları
Balın fizyolojik özellikleri ve
kullanımı konusunda yüzlerce literatür
bulunmaktadır.
o
Bal bir doğal enerji
kaynağıdır. Bu nedenle çocuklar, yaşlılar,
sporcular, hasta ve düşkünlerle birlikte normal
sağlıklı insanlar tarafından da severek ve
bilinçli olarak tüketilmektedir.
o
Bal kemiklerde Kalsiyum
fiksasyonunu artırmaktadır.
o
Bal iştah artırmakta, enerji
ve direnç kazandırmaktadır.
Balın besin içeriğinin insan
sağlığına etkisinin yanısıra olağanüstü bir
özelliği de vardır ki, bu özellik antimikrobiyal
aktivitesidir. Balın bu özelliği nedeniyle
Hipokrat zamanından beri hastalıklarda tedavi
edici bir araç olarak kullanıldığı
bilinmektedir. Eski Mısırlıların; cerrahi
pansumanda, göz iltihaplarının tedavisinde,
Çinlilerin ve Hintlilerin de; çiçek hastalığının
yayılmasını önlemede hasta vücudunu bal ile
kapladıkları bilinmektedir.
Orta çağda, yara ve yanıkların
bal
ile tedavi edilmesi, kulak iltihabında; kulağa
balın akıtılması, difteri vakalarında;
çocukların ağız ve boğazlarına içten
balın sürülmesi ilginçtir. Bazı Nijerya
yerlileri balı halen
öksürük kesici olarak
kullanmaktadırlar.
İnsan vücuduna etki eden çoğu mikroorganizma
balda yaşamını
sürdürememektedir.
Bal, temas
ettiği mikroorganizmaları öldürdüğü gibi
içerisinde de barındırmamaktadır. Öyle ki Mısır
piramitlerinde bulunan ve Postum'da M.Ö. 6. asra
ait çömlekler, içindeki balların biraz
katılaşmakla beraber vasıflarını hiç
kaybetmemesi,
balda
mikroorganizmaların yaşayamadığını tarihi bir
gerçek olarak göstermektedir.
Tıbbi literatürde, İngiliz ve Amerikan
hastanelerinde birinci sınıf mikrop öldürücü
olarak bal kullanıldığını,
Almanya'da yara ve soğuk algınlıklarından
kaynaklanan hastalıklarda, baldan bu yönü ile
istifade edildiğini görmekteyiz. Alman Dr.
Zaiss'in mikrop öldürücü olarak
balı tentürdiyot
'a tercih ettiğini belirtmesi de ilginçtir.
Balın yaraların ve
enfeksiyonların iyileşmesini sağlamak için
kullanımı 1981 yılında Dünya Sağlık Formu
tarafından da önerilmiş olup, Pharmaceutical
Journal'da (Eczacılık Dergisi 1982) apse, çıban,
göz yangıları, ishal, üriner sistem
enfeksiyonları, dizanteri etkeni, deri ve ağız
içi enfeksiyonlarına antimikrobiyal etkisinin
olduğu rapor edilmiştir.
1992' de yayımlanan Bee World dergisinde, balın
antimikrobiyal aktivitesi ile ilgili orijinal
makalede Kur'an-ı Kerim'de ki konu ile ilgili
ayetler verilmiş ve bu doğa üstü gıdanın
insanlar için şifa kaynağı olduğu açıklanmıştır.
Balların antimikrobiyal aktivitesi için farklı
mekanizmalar ileri sürülmüştür. İleri sürülen
mekanizmalardan biri, balın sahip olduğu yüksek
şeker konsantrasyonudur. Bir diğer sebebi de
balda enzimsel olarak üretilen H2O2'dir. Üçüncü
olarak da balın düşük pH'sıdır (ort. 3.2-4.5).
Balın çeşitli hastalıklara
karşı tedavi edici özelliğini incelemek amacıyla
birçok araştırma yapılmıştır. Bu konuyla ilgili
ilgi çekici çalışmalardan birisi 1991'de King
Suud Üniversitesi tarafından yapılanıdır.
Yapılan bu çalışmanın sonunda gastrit ve oniki
parmak bağırsağı ülserine sahip hastalara,
alternatif bir tedavi olarak balın tek başına
veya antimikrobiyal bir ajanla uygun bir
bileşiminin kullanılması önerilmiştir.
Farklı
bal tiplerinin
antimikrobiyal etkileri arasında büyük
değişiklikler vardır. Floral kaynakları farklı
olan ballarda görülen varyasyon asitlik,
ozmolarite, H2O2 ve diğer komponentlerin
farklılığı nedeniyle olmaktadır. Lavanta,
karahindiba, balçiği, ve kolza balları yüksek
antimikrobiyal aktiviteye sahipken orman gülü,
okaliptus ve portakal nispeten düşük aktivite
göstermektedir.
Balın antimikrobiyal etkisini
destekleyen bir başka bildiride , eşit miktarda
bal, çavdar unu ve zeytin yağı karışımı ile
hazırlanan kremin günde üç kez kullanımı ile
inek ve atlarda görülen ve kangrene dönüşen
yaraları dahi tedavi ettiği sonucuna varan
Lucke'nin bildirisidir( Lucke, 1935).
Bal,
karaciğer
rahatsızlıklarında da başarı ile
kullanılmaktadır. Bu başarıda balın
antimikrobiyal etkisinin yanında, fruktozun doku
ve kasları yumuşatıcı ve gevşetici özelliği de
önemli sayılabilir.
Balın çeşitli araştırmalar
sonucunda, doku oluşmasını hızlandırdığı, yara
ve yanık izlerini azalttığı (Arman, 1980;
Dumronglert, 1983), bazı ülkelerde doktorlar
tarafından katarakt ve kojuktivit ile bazı
kornea rahatsızlıklarında başarı ile
kullanıldığı bildirilmektedir (Mikhailov, 1950).
Ayrıca kornea ülserinin de saf bal ile veya
vazelin yerine bal ile hazırlanan % 3 lük
sulphidine pomadı ile başarılı bir şekilde
tedavi edildiği görülmüştür.
Bal bakteri barındırmaz.
Bütün canlıların yaşamlarını devam
ettirebilmek için bir miktar neme
ihtiyacı vardır. Bakteriler balla temas
ettiklerinde nemden yoksun
kalır ve yok olurlar ayrıca balın asidik tepkisi
de bakterilerin
yaşaması için uygunsuz bir ortam oluşturur.
İnsan vücudunu etkileyen birçok
mikroorganizma balda yok olur.
Bal
içinde bakteri barındırmamakla kalmaz aynı
zamanda bir bakteri yok edici olarak kullanılır.
Örneğin Antibiotiklere karşı dirençli olduğu
bilinen MRSA (Metisiline Reziztans Staf Aureus)
bakterisinin
bala karşı
koyamadığı tespit edilmiştir.
Dr. W.Sackett bal sayesinde tifo mikroplarını
48 saat içinde yok etmiştir. Dizanteri
mikropları 10 saat içinde
ölmüştür. (Murray Hayt ,The World of Bees ,Coward
Mcnann Inc ,N.Y.
s.185 )
Vücutta kemik ve dişlerin teşekkülünde önemli
rol oynayan
minerallerin
balda bulunuşu
kansız kalmış şahıslar, büyüme ve gelişme
çağındaki gençler ve her yaşta insanların
beslenmelerinde önemli rol oynamaktadır.
Balda şimdiye
kadar 12 değişik
enzim
olduğu
saptanmıştır. Enzimsiz yaşam mümkün
olmazdı enzimler bütün biyokimyasal
süreci organize eder, yönetir,
düzene koyar ve hızlandırır
hastalıkları iyileştirir. Balın
içerdiği
magnezyum
damarlarda kanın pıhtılaşmasını
önler,ayrıca stresin olumsuz
etkilerinden korur.
Potasyum
bağırsak adalelerinin faaliyetini
hareketlendirir. Ayrıca sindirim
için polenler de önemlidir.
Araştırmalarda alınan sonuca göre
çiçek polenleri ince bağırsak
mukozasında dolaşımı
hareketlendirir. Dahası balı
yedikten
20 dk. sonra bağırsak cidarının bağışıklık
sistemini kuvvetlendiren ve
besinler yoluyla alınan zararlı maddelerin
etkisinden koruyan maddeler bağırsakta serbest
bırakılmasında etkili olur.
Balda
ayrıca vücudun ancak az miktarda üretebildiği
Chocin maddesi vardır. Bu nedenle bu madde
vücuda günde iki,üç gram verilmelidir. Chocin
karaciğerin yağ metabolizmasını ayarlar ve bu
organın yağ bağlamasını önler.
(http://www.genetikbilimi.com/genbilim/dogalilacbal.html)
Amerikan Dental
Araştırmalar Birliğinin İllinois
Chicago da düzenlenen ‘Oral Sağlık
İçin Yararlı Yiyecekler’ konulu
sempozyumda, balın diş çürüğünü
önlediği ortaya konmuştur.Yeni
Zelenda Waikata Üniversitesi
Biyokimya uzmanı Bal Araştırma
Ünitesi başkanı Doç. Dr.Peter Molan
diş çürüğünden sorumlu bakterilerden
Streptococcus mitis, Streptococcus
Sabrinus ve Lactobacillus casii'nin
ürettikleri asit miktarını balın
önemli ölçüde azalttığını
belirtmiştir. Bu durumun balın
dental plaktaki dextran üretimini
engellediğinden kaynaklandığı ve
baldaki bir enzimin Hidrojen
Peroksit ürettiği görülmüş bunun
balın antibakteriyel etkisini
artıracağını böylece dişetinin
enflamatuar enfeksiyonlarının
tedavisinde balın bu etkisinden
faydalanılabileceği bildirilmiştir.
Anti enflamatuar kompenentleri
sayesinde şişliği ve ağrıyı azaltan
özelliği ile balın yaraları
iyileştirme konusunda mükemmel bir
sonuç verdiği saptanmıştır.
(http://www.dentalgazete.com/)
Rota Virüs,E.Coli, Salmonella
gibi mikroorganizmaların sebep
olduğu, ani ishal ve kusmalarla
başlayan AKUT GASTROENTERİT’in yılda
0-5 yaş arası 500 milyon çocuğu
ölümle tehdit ettiği
belirtilmektedir. Son elli yıldır
ishalli hastalara serum takılıyor,
hasta damar yoluyla tedavi
ediliyordu. Bunun pıhtı oluşması ve
herhangi bir damarı tıkaması gibi
sakıncalarının olduğu
belirtilmektedir. Son zamanlarda
Oral Rehidratasyon mayil denen
şekerli, tuzlu solüsyonlar ile çok
iyi netice elde ettiler. İshalli bir
çocuğun aç bırakılması çocuğun
ölmesine sebep olabilir. Oral tedavi
Dünya Sağlık Teşkilatı tarafından
bütün dünyaya asrın buluşu olarak
tavsiye edilmiş olup Brıtish Medical
Journal adlı dergide yayınlanan bir
makalede de şeker yerine
bal
kullanmayı
tavsiye
etmiştir. (Mustafa ÖZER,Alternatif
tıp ve şifa sofrası,İSTANBUL)
Yukarıda birkaç örneği verilen
pek çok bilimsel araştırma sonucunda
balın gerek içinde barındırdığı
vitaminler ve minerallerle gerekse
yapısal özellikleri sebebiyle
insanlar için tam bir şifa kaynağı
olduğu tespit edilmiştir. Balın
yaklaşık 500 hastalığa faydalı
olduğu belirtilmiştir.
İşte Balın faydalarından birkaçı:
İYİ BİR KORUYUCUDUR:
Antibakteriyel özelliğinden dolayı
içinde birçok gıda bozulmadan
saklanabilir.
MİDEYE KUVVET VERİR: Baldaki
şeker emilimi en kolay olan şeker
olması ve Hazmı gerektirmediğinden
kolayca kana geçer. Ve midedeki
fazlalıkları dışarı atar.
KANSIZLIĞI GİDERİR: Kan yapıcı
özelliğinin yanında hastalıktan yeni
kalkmışlara kuvvet verir.
DAMARLARI AÇAR: Diğer şekerlerin
aksine oksijen ile reaksiyona
girdiğinde tam yanma meydana geldiği
için kanda daha az atık madde
bırakır. Kalp adalesine faaliyet ve
zindelik vermesiyle Kalp Hastalarına
faydalıdır.
ROMATİZMA: Romatizmal
hastalıklarda haricen kullanmak
hastayı kısa sürede iyileştirir.
ALERJİ: Alerjik vakıalarda pahalı
ve zahmetli tedavilerin yerini
alacak bir alternatif tedavidir.
AĞRI DİNDİRİCİ: Balın bilhassa buharı ağrı ve
sızıyı birkaç dakika içinde dindirmeye başlar.
İŞTAH AÇICI: İhtiva ettiği A,B,C, ve diğer
vitaminler ve mineraller insana zindelik verir.
DOĞAL
DİŞ MACUNU: Diğer tatlı ve meyvelerin zıttı bal
dişleri ve diş etlerini
temizleyip parlatan bir macundur. Dişleri ve diş
etlerini mikroplardan
korur,ağızdaki yaraları tedavi eder.
KABIZLIK: Bilhassa sıcak bal şerbeti
kabızlığı kısa sürede geçirir.
ŞİŞMANLIK: Bal içerdiği enzimler sebebiyle
şişmanlığı önler. Bilhassa ılık bal şerbetinin
zayıflatıcı özelliği vardır.
YARA
İLTİHAP GİDERİR: Bugün modern tıpta ameliyat
yaralarında bal
kullanıldığı bilinmektedir. Cavanagh ve BEAZLEY
adlı araştırmacılar
balın laboratuar şartlarında özellikle boğaz
iltihaplarında kendini
gösteren Kalbi Tutacoli mikropları ile Candida
Albicans isimli
mantarlar üzerinde balın etkili olduğunu
gözlüyorlar. İnhibin
mikropların üremesini de önler.
BALGAM SÖKTÜRÜR: Balgamı keser vücudun pis
rutubetini giderir.
GÖZE
FAYDALIDIR: Gözün görme gücünü arttırır. Nar
suyu ile karıştırılıp göze
sürme gibi çekilirse gözün keskin görmesini
sağlar.
KARIN AĞRISI: Karın ağrısını geçirir. Bal
şerbeti karın ağrılarını çok kısa bir sürede
dindirir.
İDRAR: Söktürür. Mesane yollarını temizler.
İltihabını giderir.
CİLDİ GÜZELLEŞTİRİR: Vücud bal
ile oğulursa cilt yumuşar.
SAÇLAR’ ı besler. Saça sürülürse
saçları yumuşatır.
Besler,uzatır,parlaklık ve canlılık
kazandırır.
NEZLE’yi geçirir. Bal limonla
veya sütle içilirse nezle için çok
faydalıdır.
VEREM: Özellikle çiçek balı gül
ile karıştırılıp sabah akşam yenirse
akciğer yaraları ve vereme çok
faydalıdır.
YANIKLAR:
Bal zeytinyağı ve gres yağıyla karıştırılıp
yanan yerlere sürülürse
acı,sızı çekilmez. Yanık kısa sürede iyileşir.
Yanık izi kalmaz.
Varise
faydalıdır. Bal vücuttaki varis ve
varis yaralarına masaj yapılarak
sürülürse çok faydalıdır.
KARACİĞER:
Bal karaciğer ve göğsü temizler. Baldaki ciholin
karaciğerin
fonksiyonunu kuvvetlendirir. Ve hücrelerinde
toplanan yağın giderilmesi için harekete
geçirir.
SARILIK: Balla salatalık
rendelenerek yenirse susuzluğu
giderir. Kanı temizler. Sarılığı
kısa sürede iyileştirir.
TERLEME’yi giderir. Bal mumu ile
birlikte birkaç gün sakız gibi
çiğnenirse burun tıkanıklığı ve
bundan dolayı meydana gelen
terlemeyi giderir.
İSHAL’i durdurur. Soğuk bal
şerbeti ishale çok faydalıdır. Kısa
sürede durdurur.
ALACA: Alaca hastası olanlar en
az iki-üç ay sabah aç karnına bir su
bardağı bal şerbeti içerse şifa
görür.
KOLESTOL’üdüşürür . Yatağını
ıslatan çocuklar için gayet
faydalıdır. İLAÇLARIN YAN TESİRİ’ni
önler. Zararlarını nötüre eder. AKNE
için iki çorba kaşığı bal iki çorba
kaşığı süt limon suyundan oluşan
karışımın sürülmesi faydalıdır.
Büyüme çağındaki çocukların ZEKA
GELİŞİMİ’ne azımsanmayacak derecede
olumlu etkisi vardır. Ayrıca önemli
ölçüde CİNSEL GÜCÜ arttırıcı
özelliği vardır.
İlgili konular :
Kestane
Balının Faydaları
Polenin Faydaları
|