«

»

Şeker Hastalığı

Şeker Hastalığı

Şeker hastaları bal yiyebilir mi?

Halk arasında Şeker Hastalığı diye bilinen rahatsızlığın nedeni olarak, çoğu zaman aşırı şeker tüketimi görülmektedir. Yine halk arasında oluşan yanlış bir kanıya göre de, bal şeker hastaları için çay şekerine göre riski daha az bir gıdadır, hatta kestane balı gibi bazı bal türleri şeker hastalığına iyi bile gelir.

Böyle bir kanının oluşmasının en temel nedeni, eski bazı arıcılık kitaplarında bu yönde bilgiler bulunması ve şeker hastalığının nasıl oluştuğunun halk arasında bilinmemesidir. Sevgili arıcı doktor arkadaşımız Muhteşem Turunç Şeker Hastalığının oluşum şeklini bizler için anlaşılır bir dille anlattı. Arıcılar olarak Şeker Hastalığının oluşum şeklini kavrayabilirsek, bu hastalıkta bal tüketiminin risklerini daha iyi anlayabiliriz. Unutulmamalı ki doğal balı meydana getiren maddelerin büyük bölümü şekerlerden oluşuyor.

Şeker Hastalığı ve Bal Tüketimi

Yediğimiz gıdalar ağızdan başlayarak bağırsaklara kadar uzanan sindirim sistemimiz boyunca aşama aşama sindirilerek en küçük birim olan glikoz yani şeker haline dönüşür. Bağırsaklarımızdan emilen glikoz kan yoluyla hücrelerimize kadar taşınarak bir kısmı enerji için kullanılır.Bir kısmı da yemek aralarındaki açlık dönemlerinde kullanılmak üzere karaciğer ve adalelerde depolanır.

Kan yoluyla gelen glikozun yani şekerin kas hücreleri gibi bazı hücrelere girebilmesi ve oralarda kullanılabilmesi için İNSÜLİN adı verilen hormona ihtiyaç vardır. Beyin hücreleri gibi bazı hücrelerde ise buna ihtiyaç yoktur. İnsülin hormonu midemizin hemen arkasında bulunan pankreas adı verilen bir salgı bezi tarafından salgılanmaktadır. Aldığımız gıdaların yeterli düzeyde enerji sağlayabilmesi yani vücutta yakılabilmesi için insülin hormonu vücutta yeterli miktarda üretilmeli ve hücreler tarafından kullanılabilmelidir.

Şeker hastalığı olarak bilinen diyabette pankreas bezinde insülin hormonu ya üretilememekte yada hücreler tarafından kullanılamamaktadır. Şekerin kullanılamaması sonucu halsizlik çabuk yorulma şikayetleri oluşur. Bu durumda kullanılamayan şekerin kandaki miktarı yükselir ve böbrekler tarafından idrarla atılacak düzeye kadar yükselir. Bunun sonucunda hastanın idrarında şeker çıkar (normal kişilerin idrarına şeker çıkmaz) idrara çıkan şeker beraberinde suyu da idrara sürükler ve hastaların idrar miktarları bu nedenle artış gösterir. Hastalar bol miktarda ve sık sık idrar yapmaya başlarlar. Geceleri de sık sık idrara çıkarlar. Çocuk hastalarda geceleri altlarını ıslatmalar başlar. Vücuttaki su miktarı azaldığı için hastalarda ağız kuruması ve ciltte kuruluk şikayeti ortaya çıkar ve hastalar bol su içmeye başlarlar. Bu arada aç olan hücreler enerji kaynağı olarak depolardaki yağları kullanmaya başlarlar. Sonuçta hastalar zayıflamaya başlar. Yağların parçalanıp enerji kaynağı olarak kullanılması sonucunda da kanda keton cisimler denen yağların parçalanması sonucu ortaya çıkan atık maddeler birikir ki kişide hastalık fark edilememiş ise bu atıkların birikmesi sonucu hastada bulantı kusma karın ağrıları derin soluk alma şikayetleri başlar ve hasta komaya girer Bu hastaların ağızları aseton kokmaya başlar. Hızlı kilo kaybı oluşur.

Şeker hastalığı Genç tipi (tip-1) diyabet ve erişkin tipi (tip-2) diyabet olmak üzere iki çeşit olarak karşımıza çıkar.

Genç tipi şeker hastalığı

Her yaşta ortaya çıkmakla birlikte çoklukla 35 yaştan önce görülür. Şeker hastalarının % 10 u genç tipi şeker hastasıdır. Kişi şişman değildir ve belirtiler aniden ortaya çıkar. Hızla kilo kaybeder. Çoğu hastanın aile bireylerinde şeker hastalığı yoktur. Hastalığın sebebi bağışıklık sisteminde oluşan bozukluktur. Vücudumuzu mikroplara karşı koruyan bağışıklık sisteminde oluşan bozukluk sonucu insülin salgılamakla görevli olan pankreas hücreleri bağışıklık sistemi tarafından mikropmuş gibi yabancı maddeymiş gibi görülerek hasara uğratılır ve insülin imal edemez hale getirilir. Bu hastaların tedavisinde insülin hormonu kullanılması şarttır. Tedavi edilmedikleri taktirde yaşamaları mümkün değildir.

Erişkin tipi şeker hastalığı

Şeker hastalarının % 90 ı bu tip hastalardır. Bunlar genellikle 35 yaş üstünde şişman tansiyonları ve kan yağları yüksek olan hareketsiz bir yaşam tarzları olan kişilerdir. Bu hastaların çoğunluğunda ailede şeker hastası vardır.

Bu hastalarda ana problem var olan insülin hormonunun kullanılamamasıdır. Fakat ilerleyen zamanlarda insülin yetersizliği de oluşabilir. Yani bu hastalarda hücrelerde kilit sistemi bozuktur insülin olmasına rağmen kullanılamamakta ve kandaki şeker hücre içine alınıp kullanılamamaktadır. Aç olan hücreler glikozu içeriye davet için daha fazla anahtar gerektiğini beyine aktarırlar; beyin de pankreasa daha fazla insülin salgılaması emrini gönderir. Daha fazla üretilen, ancak hücrelerin bozuk kilidi nedeniyle kullanılamayan insülinin kandaki düzeyi artar, bu da kişide iştahı arttırır. Gıdayla alınan, ancak kullanılamayıp hücre kapısında ve kanda artan şeker kısır bir döngüye yol açacak, devamlı uyarılan pankreas yorularak iflas edecektir.

Pek çok ülkede diyabet, önde gelen ilk 7 ölüm sebebi arasındadır ve körlük, böbrek yetersizliği ile ampütasyonların (bacak kesilmesi) başlıca sebebidir. Diyabetlileri ölüme götüren sebepler ise kalp krizi, inme gibi kalp damar sorunlarıdır.

Tedavisinde dengeli beslenme ve düzenli egzersiz ile uzun yıllar ilaca ihtiyaç duyulmayabilir. Şeker kontrolünün sadece beslenme ve egzersiz programlarıyla sağlanamadığı hallerde önce ağızdan şeker düşürücü haplar kullanılır, ilerleyen durumlarda bu ilaçlar yetersiz kalırsa insülin hormonu verilir..

Şeker Hastalığı teşhisi nasıl konur;

Yukarda bahsedilen belirtilerin mevcut olduğu bir kişide herhangi bir zamanda ölçülen kan şekeri düzeyi değerinin 200 mg/dl ya da en az 8 saatlik açlık sonrası yapılan ölçümün 126 mg/dl’nin üzerinde olması şeker hastalığı teşhisi koymak için yeterlidir.
Sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz yapabilen riskli kişilerde şeker hastalığının ortaya çıkmasının %58 oranında azaldığı araştırmalarla gösterilmiştir.

Sağlıklı egzersiz haftada en az üç kez ve 30 dakika sürecek şekilde olmalıdır. Egzersiz 5-10 dakikalık ısınma çalışması ile başlamalı ulaşılması gereken en yüksek kalp hızının %70 ine 15-20 dakikada ulaşıldıktan sonra 10-15 dakikada yavaşlayarak bitirilmelidir. Ulaşılması gereken kalp hızı her yaş için farklıdır. Dakikadaki ulaşılması gereken kalp hızı 220 sayısından kişinin yaşının çıkarılması ile bulunabilir. İdeal egzersizler yüzme, yürüyüş ve bisiklettir.

Sağlıklı beslenmede kullanılan rafine şekerlerin miktarı düşürülmeli et, süt, yoğurt, peynir, yumurta gibi yiyeceklerin belirli miktarlarda tüketilmesi, az ve sık yemek yenmesi gerekir. Daha fazla posa yenmeli ve daha az tuz tüketilmelidir.

BU ANLATILANLARDAN ÇIKARILACAK SONUÇ ŞUDUR Kİ ŞEKERDEN OLDUKÇA ZENGİN OLAN BALIN VE DAHİ HER TÜRLÜSÜNÜN ŞEKER HASTALARINA İYİ GELECEĞİNİ SÖYLEMEK MÜMKÜN DEĞİLDİR.

Kaynaklar:
Muhteşem Turunç, Beyazkovan.com

******

Şeker hastalığı ve bal
Dr Ekrem Algül diyor ki:
” 55 yaşında 15 yıldır şeker hastası olan ve birkaç etkili ilacı birden kullanan hastanın kan şekeri 500’lerde. Diyetine uyuyor musun sorumuza “kesinlikle evet hocam” cevabını alıyoruz. Ama biraz ayrıntıları sorgulayınca balcılık yapan hastanın kendi üretimi kestane balını bol miktarda tükettiğini öğreniyoruz. Savunması ilginç. “Benim balımda hiç şeker katkısı yok “ diyor. “Normal bal değil, kestane balı, acıdır, vs…”
Millet olarak efsaneleri çok severiz. Efsane olayını o kadar içselleştirmişiz ki kentleşme dönüşümü sonrası bile şehir efsanelerimiz var olmaya devam etmiş. İşte yöremizde ön planda üretilen ve acımsı bir tada sahip olan kestane balının şeker hastalığına iyi geldiği de bilimsel bir alt yapısı olmayan bir şehir efsanesi.
Herhangi bir bal çeşidi yaklaşık %20 su, % 80 ise şekerden ( glikoz ve früktoz) oluşur. Kestane balının tadı kısmen acı olsa da yukarıdaki bileşim oranlarında çok bir fark olamaz. Dolayısıyla  bal ne yazık ki şeker hastalığına faydalı değil, tam tersine ölçüsüz kullanımı zararlıdır. Belki glisemik indeks dediğimiz kan şekerini yükseltme hızı saf şekere göre daha düşük olduğu ( glisemik indeks saf şekerde 100 iken, balda 5 olduğu için saf şekere tercih edilebilir, fakat fazla tüketilmesi hastayı şeker komasına bile sokabilir.
Şeker hastaları tıbbi beslenme tedavilerini (diyet) uygularken mutlaka diyetisyenlerden yardım almalılar. Çünkü şeker hastalarında beslenmeyle ilgili şehir efsaneleri balla sınırlı değil. Ekşi elma, karayemiş (taflan), greyfurt gibi meyvelerin kan şekeri üzerine olumlu bir etkisi yok. Diğer tür meyvelerin etkisi ne ise bunlar da kan şekeri üzerinde aynı etkilere sahip. O nedenle hastalarımız bu tür meyveleri de aynen diğer meyvelerde olduğu gibi doktor ve diyetisyenine danışarak kontrollü bir şekilde tüketmeliler.
Bizim halkımızın çoğunluğunun genellikle diyetten anladığı ne yazık ki yalnızca sebze türü beslenmek. Oysa diyet veya biz hekimlerin kullandığı ismiyle tıbbi beslenme tedavisi hastalığa, hastalığın evresine, hastanın cinsi, yaşı, aktivitesi, kilo ve boyu vs. gibi çok sayıda faktöre göre belirlenmiş bir beslenme biçimi. Bir şeker hastasının günlük alması gereken kalori miktarı yukarıdaki faktörlere göre büyük oranda değişebiliyor. Mesela her ikisi de şeker hastası olan 30 yaşında 180 cm boyunda bir işçi ile 80 yaşında 150 cm boyunda yürüme güçlüğü olan bir ninemizin alması gereken kalori o kadar farklı ki!
Alınması gereken kalori miktarı belirlendikten sonra ikinci aşama ise bu kalorinin hangi besinlerden alınması gerektiğinin tespit edilmesi. Genel olarak günlük kalori miktarımızın yaklaşık yarısını karbonhidratlar oluşturuyor. Ekmek, makarna, pirinç, meyve, sebze ve şekerler en önemli karbonhidrat kaynaklarımız. Şeker hastaları basit şekerlerden kaçınarak bu ihtiyaçlarını mümkün olduğu kadar kan şekerini az ve yavaş yükselten kompleks karbonhidratlardan almalılar. Oysa kestane balı dahil her tür balda kan şekerini hızlı bir şekilde yükselten basit şekerler mevcut.
Kısaca şeker hastalığının uzun dönemde böbrek, göz gibi çok önemli organlarımızı bozmasını istemiyorsak, her tür bal ve basit şekerlerden mümkün olduğunca kaçınmalıyız. Ne yiyip ne yemememiz gerektiğini kulaktan dolma bilgiler yerine bu işin ehli olan hekim ve diyet uzmanlarına danışarak öğrenmeliyiz.  ”
diyor Dr Ekrem Algül

Şeker Hastalığı